"Ben bu haritayı yenilemeyeceğim. Aslında “Bitti!” demekten kaçıyorum."


Halil Emrah Macit, Mühim Hadiseler Enstitüsü

Hakan Akçura, Stockholm, İstanbul ve Ankara’daki birçok karşı-sanat çalışmalarında yer almış, bu çalışmaları takip eden ve politik olarak her mühim hadiseye karşı tepkisini koyan çok yönlü ve renkli biri. Kendisini ilk tanımaya başladığım yıllardan bu yana çalışmalarını ve etkinliklerini takip ettiğim ve özel bir bağ kurduğum biri. İsveç’te yaşıyor, ara sıra Türkiye’ye de geliyor. Hatırı sayılır bir çevresi var Ankara ve İstanbul’da. Kendisiyle geçmiş çalışmalarından günümüze uzanan güzel bir sohbet gerçekleştirdik.
Sizi ilk defa “Allah korkusu” sergisi ve bir çalışmanız tarafından savcılığa çağrılmanız ile tanıdık. Daha sonra bunu Ulus Baker ve arkadaşlarının kurduğu topluluk olan Körotonomedya’daki “Şahmeran: Ceylan’dan bize kalan” adlı çalışmanız takip etti.

“Allah korkusu” sergi süreci, bugünden baktığımda, Türkiye’de pek dokunulası olmayan bir tabuya istediğimce müdahale edebilmemi sağlayan süreçtir.Murat Belge’nin kullandığı “Kemalizm bir ibadet biçimidir” cümlesi ile İslam’ın peygamberin suretini silen geleneğini Mustafa Kemal’in en bilinen imgesine taşımaktı yaptığım. Belki de hızla yapıp Radikal’de yayınlatabildiğim savunmamla püskürttüğüm, sonuçlanmayan bir soruşturmanın açılmasına da neden oldu; savcılığa çağrılmadım yani… Ardından, yaşantımda hiç almadığım kadar nefret ve tehdit mektubu aldım, öte yandan. Hemen hepsi de kemalistlerden.Aynı işi daha sonra Stockholm’de sergiledim ve bu kez yanı sıra, adında, içeriğinde “Atatürk” kelimesi geçen tüm yasa, tüzük ve yönetmelikleri de İsveççe’ye çevirtip sergiledim. Sadece “varlığım Türk varlığına armağan olsun” cümlesinin yarattığı algılanma, anlaşılma, kavranma zorluğu bile belgelenmeye değerdi.

Şahmeran ile Ceylan arasındaki ilişkiyi biraz açabilir miyiz? Taraf’ta mı yayınlanmıştı?



Hayır, hiçbir gazetede yayınlanmadı. -Taraf, yazarları eliyle, başta “Gerçekler Bilinsin Yeter” olmak üzere benimle işlerim hakkında sıkça yazışan ama neredeyse “bana dair tek kelime yayınlamama yemini” olan bir gazete. Şeytanın bacağını sanırım yakında kıracağız.- Ama o işim Ceylan’ın katlini izleyen birçok gösteride döviz olarak kullanıldı. Basılıp duvarlara asıldı.

Başta şahmeran ile Ceylan Önkol bağlantısını anlamak zor oluyor. Nasıl bir bağlantı kurdunuz?

Şahmeran Efsanesi’nden. Çok versiyonu olmasına rağmen temelde bir güven ve şifa efsanesidir. Metaforik olarak Ceylan’ı Şahmeran kılmak, en önce gözleri sayesinde çok hızla karar verdiğim bir şey oldu. Kendi ölümünün -savaşın ve getirdiklerinin- takipçisi olduğu kadar, şifanın -barışın- da yolunu açan, yüzyılların güçlü imgesi olarak taşımak istedim yarına Ceylan’ı. “Bize güvenip güvenemeyeceğini hiç bilemeyeceği” bir Şahmeran’dı aslında ardından kalan.Efsanelerinde güven ve şifa sarmalı nasıl yolalır, onu merak eden öğrenecek tabii bu arada.

Aslında “militarizm” öncelikli olmak üzere her türlü mühim hadiseye karşı bir sanatçı olarak tepkinizi ortaya koyuyorsunuz takip ettiğimiz kadarıyla. Güncel sanat algısını da düşünerek soruyorum, maddi bir karşılığı olmayan bu karşı-sanat çalışmalarıyla da günümüz sanat algısının çok dışında işler yapmak çok az sayıda kişinin gündemini oluşturuyor. Bir ayağınız Stockholm’de, bir ayağınız İstanbul ve Ankara’da… Hem politik aktivizm hem bu karşı-sanat çalışmaları bir arada çok zor olmuyor mu?



Oluyor da olmazsa da olmuyor.

 (Gülücük)

Mesela bir haftadır dördüncü kez yenilemek için seçtiğim zamanlamayı kaçırmamak için koştura koştura kısa ismiyle “Türkiye linç haritası”nı üretir ve yaygınlaştırırken, yanı sıra yaptığım ve yapmak zorunda olduğum günlük işlerimi saysam bana inanamazsın.

Geçim derdi çoğumuzun derdi. Uzundur, bunun yolunu zaten sanat dışında aramak ve bulmaya alıştım. Ama özellikle İsveç’te geçen son sekiz yılım, ne kadar “oralı” ne kadar “buralı” olduğumu uzun süre ister istemez sorun kıldığım yıllardı. Gözlerimin Türkiye’ye, İsveç’ten çok daha açık olduğu uzun bir dönem geçirdim. Türkiye’de bir hafta içinde yaşanabilen sosyal, politik çalkalanma İsveç’in bir yılına yeter. Bu yoğunluk, hem çok müdahale edilesi, hem de müdahalenin olumlu bir sonucunu hiç kolay alamayacağın bir yoğunluk. Bu durum ise insanı, daha arı, net, güçlü, özgün işler üretmeye doğru zorluyor. Bu iç hesaplaşma ve nitelik derdi ile neredeyse ilk gençlik yıllarımın tezcanlılığının iç içe geçtiği sıkışmış zamanları seviyorum.

Ola ki yaptıklarımdan geri dönüş söz konusuysa, mesela birileri hakkında ya da bana yazarsa, birileri yaptığımı döviz olarak kullanır ve ben de bunun videosuna rastlarsam keyfim bayağı yerine geliyor.

Ben birkaç üretim sürecinde çok zehirlenmekten kurtulamadım. Kendimi koruyamadım. Sonuçsuz kalan “Nefret tünelinde aşk” çağrım, “Türk Irkçılığı ile Yüzleşme Yazıtı” ve “Türkiye linç yapılmış ya da linçe kalkışılmış mülki idare bölümleri haritası”, böylesi çalışmalar.



Evet, 2010’da BirGün Gazetesi için üretmiştiniz bu haritayı. Türkiye Linç Haritası… Medyada buna ilgi gösteren isimler oldu ve o zamanlar sosyal medyada da epey paylaşıldığını hatırlıyorum. Sanırım sürekli güncellediğiniz bir “utanç haritası” da aynı zamanda. Biraz ondan bahsedelim istiyorum. Nasıl başladı ve nasıl devam etti?

Haritalar için tıklayınız…

Birgün Gazetesi, Ali Şimşek aracılığıyla onlara üretmemi istediğinde, kabul edip ardı ardına dört iş ürettim. İlki bu haritaydı. Coşkuyla karşıladılar, haritayı merkeze, kapağa taşıdıkları bir “Linç özel sayısı” yapmalarının nedeni oldum.

Bu harita ve ikinci sanat işim “Hrant: Üç çift gözbebeği”nin ardından gelen iki işimi ise sansürleyip yayınlamadılar: “Albayrak” ve “Günümüz anti-demokrat kemalist evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?”.

Hrant’ın katli öncesinde başlayan ırkçı, milliyetçi günlük nefret söylemindeki artış kadar bu haritayı üretmezden önceki aylarda sayısı, sıklığı hızla artan linç kalkışmaları da kaygıyla izlediğim, umurum olan konulardı. Araştırmaya başladım internet üzerinden, linçleri ve kalkışmaları… Ortaya çıkan resim çok ürkütücüydü. Bu kez benzeri taramaların, araştırmaların yapılıp yapılmadığına göz attım. Pek bir şey bulamadım. Elimdeki bütünü “bir şey”e dönüştürmek istediğimde, linç girişimleri sıklığında açık arayla önde olan İstanbul, Sakarya, Trabzon ve İzmir’in ardından gelen illeri sıralamaya, sınıflandırmaya başladım ve harita fikri doğdu. TSK Harita Genel Komutanlığı’nın’ın ürettiği “Mülki idare birimleri haritası”nı buldum, bayrağımız zaten akan, akıtılmak istenen kanın rengindeydi, başladım boyamaya…

Baştaki etkisi, bana geri dönüşü ummadığım kadar iyiydi. Sonraları, aslında bu kalkışmaların ardındaki Ergenekon ve diğer derin devlet yapılanmalarının rolü ortaya çıktıkça, hiç kanıksanmayası bir şeyler, azalsa da devam eden bu linç kalkışmaları sanki kanıksanıyor gibi geldi bana ve bunu hissettiğim her uğrakta yeniledim haritaları.

Peki, haritanın geldiği son durum nedir ve bize neyi gösteriyor? Mesela son Sinop ve Samsun olayları da dahil edildi mi?

Edildi tabii. O iki kalkışma aslında son yenilememin nedeniydi de…Her haritayı diğerinin üzerine ekleyip üretirken, hırsızlık, taciz zanlılarına yönelik saldırıların da hızla arttığını gördüm mesela. Irkçı, milliyetçi, etnik ve homofobik nefret kökenli girişimlere onları eklemek konusunda ikircimim olmadı. Linç psikolojisinin kaynağının çok birbirine dönüşür nitelikte olduğunu düşünüyorum. Kendi ahlaksal önyargılarıyla ya da suça yönelik kalkışmaları gerçekleştirenler, rahatlıkla sonraki gün etnik, ya da siyasi mesela Kürtlere ya da binalarına yönelik kalkışmaları da gerçekleştirebilecek insanlar… Masum ya da nedeni birbirine dönüşemeyecek bir linç kültürü olduğuna inanmıyorum bu ülkede. Ki zaten ırkçı, milliyetçi, etnik ve homofobik nefret kökenli girişimler sıklığını hiç bir zaman yitirmedi de…Sinop ve Samsun kalkışmaları yeni bir dalganın, üstelik korkulası bir nitelikte kabardığını gösteriyordu.Hiçbirimiz, eski günlerin karanlık linç kitle önderlerinin ne kadarının hala görevi başında olduğunu bilemiyoruz. Özel Harp Dairesi’nin kirli çarşafları -ne iyi ve şaşırtıcı ki Genelkurmay sayesinde- bugünlerde ortalığa dökülürken, korkutucu yaygınlıkta bir yapıdan bahsedebileceğimizi de öğrendik.Bence HDK vekillerinin bu yolculuğa çıkma zamanlaması yanlıştı. Herhalde iyi niyetlidirler. Herhalde olası gelişmelerle barış yolunda atılacak adımlarda daha çok söz ve karar sahibi olmak istemek gibi kendi canları pahasına istedikleri küçük hesapları yoktu. Ama Trabzon’a gitmediklerine çok sevindim.


Bu linç kültürünün en büyük örneği bir utanç lekesi olarak duruyor ortada, Sivas, Madımak olayları… Bu linç kültürünü din, kültür veya milliyetçilik gibi kalıplara sokmak mümkün olmadığı gibi nereden beslendiğini de belirlemek zor. Sosyolojik araştırma konusu da olan bu linç kültürü nereden besleniyor?


İnsan -hayvan- doğasının en derin, en ilkel güdülerinden, erkek egemen kültürün köle ruhlu şiddetinden, o güdüleri aşamayan cahillikten, bir cahillik ve kolaycılık ibadeti olan milliyetçilik ve ırkçılıktan, bazen de yanısıra dinsel bağnazlıktan besleniyor.”Sosyolojik araştırma konusu da olan” dedin de aklıma geldi: En şaşırdığım tepkiyi bir akademisyenden aldım ben.

Kim?



“İnsan Hakları Hukuku Problemi olarak Hukuk-Dışı bir Yargılama: Linç ve Türkiye’de Etkileri” adlı hukuk-sosyoloji tezi sahibi bir akademisyen listemin taraflı ve eksik olduğunu yazarak ekledi: “Benim de tarafı olduğum “insan hakları aktivizmi” adına gerçekleri (aynı Murat Paker’in ve TİHV’in de yaptığı gibi) çarpıtmamanızı rica ediyorum.
”İsterseniz elimdeki grafikli istatistiki belgeleri (açık bir mail adresi verdiğiniz takdirde) gönderebilirim.”

Cevabım şu oldu:
”Ne diyeyim, eksikliklerimin tamamlanmasına çok sevinirim. Bunu haritanın altında da zaten diliyorum, okumuş olmalısınız.
 Ama “taraflı” derken, neyi kastettiğinizi hiç anlamadım.
 Açıklamanızı ve listeyi bekliyorum.”
 Ne açıklama geldi, ne liste… Hala bekliyorum. Bu bir açık çağrı olsun.

Ben bu haritayı yenilemeyeceğim. Aslında “Bitti!” demekten kaçıyorum. Her haritada ister istemez her haberi arar, bulur, okurken, her videoyu izlerken çok zehirleniyorum, yoruluyorum. Ama nedenim aynı zamanda, bu eylemimden bir tılsım çıkarma çabası. Tam da bu yeni ve çok önemsediğim barış süreci bizi nefret söyleminin hızla azalacağıi linç kalkışmalarının sönümleneceği bir yere taşısın istiyorum. Yok taşımazsa da “ben artık yokum!” diyorum. “Bitecekse” bir başkası bunu ilan etsin.

Mesela son haritayı hazırlarken 2009 tarihli bir habere çok takıldım.



 Bu çok yaygınlaşan haber, “Iğdır’da Demokratik Toplum Partisi DTP’nin kapatılmasıyla BDP’ye geçmek isteyen partililer için düzenlenen törende sivil polisler linç edilmek istendi,” diyordu. 



Iğdır şimdiye kadar “kızarmayan, kana bulanmayan” nadir kentlerden biri haritada. 



Ben linç teşebbüslerini tararken, az rastlasam da Kürdistan’da olan kalkışmaları da haritaya eklemekten hiç geri durmadım.

Sonuçta bir hafta boyunca döne döne bu Iğdır haberinin videosunu izledim. İçim yorgun düşesiye… Karar verdim ki, bu bir linç kalkışması değil, tam tersine saygın, etkili kitle önderlerinin, bir gösteriyi filme çeken iki sivil polise yönelik belki de haklı öfkenin, bir toplu öfkeye yol açmasını, linç girişimine dönüşmesini nasıl hızla, hemen, etkili bir biçimde engelleyebileceğini gösteren bir olay!

Son olarak, “Savaş karşıtları” olarak başlatılan kampanya ve barış yürüyüşü çerçevesinde Halil Savda’nın her platformda destekçisi oldunuz seslerini duyurmalarına yardımcı oldunuz. sanırım Halil Savda’nın mücadelesinde ilk zamanlarından beri yanındasınız. Neler deneyimlediniz?

Halil Savda’nın mücadelesi, hem nalına hem mıhına, arı, basit, haklı söylemiyle, ülkemizdeki savaştan beslenen kimseye prim vermeyen duruşu ile çok özel bir yere sahip bende…



Barış Yürüyüşü’nün ardından, tümüyle tesadüfle Beyoğlu’nda karşılaştık, bir akşamı paylaştık. Son İstanbul yolculuğumun hediyesi oldu bana.

Anti-militarist pasifist, sivil itaatsizlik eylemleri, adı şaşaayla anılan, şiddet, silahla ya çok içten, ya tapınarak ilişki kuran birçok eylemden çok daha derin, güçlü, anlamlı iz bıraktı bu yerkürede…



Kuramsal olarak anarşizmle, pasifist siyasal etkinliğin arasında düşünen, yolalan bir insanım.

Halil Savda, attığı her adımla, her eylem kararıyla ilgimi çekti ve en son “Barış Yürüyüşü” ile beni kendinden kıldı. Çok gitmek, katılmak istedim ona ama beceremedim bunu. Biliyorsunuzdur, ona yazdığım ve yaygınlaştırdım mektuplar (1, 2, 3) ve eylemin etki alanını genişletmek için yaptığım tasarımlarla, sanat ve kültür insanlarına imzalarına açtığım dayanışma kampanyasıyla destek olabildim sadece.

Bazı olaylar, durumlar, neyin ne olduğuna dair çok açık, net sorular sordurur insana. Onu sağlıyor Halil. Zihni berraklaştırıyor: Barış sürecini Karadeniz’e anlatmak için o kadar istekli olan HDK vekillerinden, BDP liderlerinden neden biri bile “Barış Yürüyüşü”nü destekleyen, ona dikkat çeken, binleri, on binleri, isterse yüz binleri desteğe çağıran tek bir cümle bile kurmadı?

Bağımsızlığın, yalınkatlığın, temizliğin, haklılığın bedeli ya da kazancı da bu.

Bence geleceğin barışı, Kürt ulusal demokrasi ve özgürlüğünün yarını bu “Barış Yürüyüşü”nü, en az her köyde Halil’in ayağına kına yakan Kürt köylü kadınları kadar sıkça ve iyi hatırlamazsa eksik kalır, bunu bilir, bunu söylerim.

Reklamlar

Sanatçılardan Başbakan’a açık mektup


Sayın Başbakanımız,

Demokratik açılım hakkında görüşmek üzere bir grup müzisyenle buluştunuz. Önümüzdeki günlerde de bazı sinemacı, tiyatrocu ve yazarla buluşacağınızdan haberdarız.

Biz de, Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları dahilindeki edebiyat, müzik, tiyatro, sinema, dans, plastik sanatlar vd sanat alanlarında üretim yapan vatandaşlarız.

Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları (ÇİAÇ) hudutlarını TMK Mağduru Çocuklar’la belirlemiş farklı kesimlerden gelen insanlardan müteşekkil, kurumsal olmayan bir hak arama kampanyasıdır.

Bilginiz dahilindedir, maalesef TMK Mağduru Çocuklar’ın sayısı hızla 4 bine yaklaşıyor.

Ulusalüstü belgeler ve Türkiye’deki Çocuk Koruma Kanunu’ndaki düzenlemeler ortadayken çocuklar açısından vahim bir gelişme yaşanmış, 29.06.2006 tarih ve 5532 sayılı kanunun 8. maddesiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 9. maddesi değiştirilmiştir.

Bu değişiklikle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250/1 maddesinde belirtilen devlet güvenliğine, anayasal düzenin işleyişine, milli savunmaya, devlet sırlarına karşı suçlar söz konusu olduğunda 15 – 18 yaş arasındaki çocukların özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanmasının yolu açılmış, böylece Türkiye ulusalüstü belgelere, evrensel hukuka, toplumun çocuklara karşı sorumlu olduğu ahlaki ilkelere aykırı olarak vicdanla ve akılla bağdaşmayacak bir uygulamaya geçmiştir.

Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu da hukuka ve adalete gölge düşürecek bir kararla, çocukların “taş atma,” “zafer işareti yapma” gibi eylemlerini örgüt adına suç işlenmesi sonucu örgüt üyesi gibi cezalandırma kapsamında değerlendirmiş, hatta bu eylemlerin ayrıca örgütün propagandasını yapmak ya da polise mukavemet suçlarını oluşturduğunu kabul ederek çocukların çok ağır cezalarla karşılaşmasına neden olmuştur.

Bu çocukların çoğunun dosyasında somut delil yoktur. Ve bu çocukların büyük bölümü iyi okulların iyi öğrencileridir.

Maalesef ülkemizde pek çok sorun yaşanıyor ve gündem sürekli dolu, ancak çocukların heba olması bekletilebilecek, ertelenebilecek bir mesele değildir.

Basından bildiğimiz kadarıyla çocuklara çok düşkün bir insansınız, bu ülkenin başbakanı olarak TMK Mağduru Çocuklar sorununa da eğilmenizi ve destek vermenizi istiyoruz.

ÇİAÇ dahilindeki sanatçılar olarak sizden acil bir randevu talep ediyoruz.

ÇİAÇ içindeki farklı disiplinlerden insanlar gerek bölgede gerek akademik olarak TMK Mağduru Çocuklar’a dair birçok araştırma yaptı. Pek çok sorun saptandı ve rapor hazırlandı.

Ne ki, maalesef konu basında büyük ölçüde saptırıldı. Üstelik bu alandaki toplumsal farkındalık düzeyi çok düşük. Yaratılan nefret söylemleriyle, toplumun bazı kesimleri bu çocukları tehlikeli yaratıklar olarak görebiliyor.

Bugün TMK Mağduru Çocuklar’ın % 95’i Kürt çocuklarıdır ancak mevcut kanuni düzenleme durdukça ülkenin tüm çocukları potansiyel birer TMK Mağduru çocuktur.

Daha önce Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ile yaptığımız görüşmede de bu meselenin önemini, yasal düzenlemenin gerekliliğini ama bunun tek başına yeterli olmayacağını, bu konuda ülkede geniş çaplı bir rehabilitasyon çalışması yapılması gerektiğini uzun uzun konuştuk.

Acilen çözümlenmesi gereken bu mesele hakkında sizinle buluşup fikir teatisinde bulunmak, TMK Mağduru Çocuklar’ı size bizzat anlatmak ve raporlarımızı dikkatinize sunmak istiyoruz.

Biz ÇİAÇ dahilindeki sanatçılar olarak sizden acil bir randevu talep ediyoruz.

*Bu metin Ümit Kardaş’ın hukuk danışmanlığında Mehmet Atak tarafından tasarlanmış ve yazar Yaprak Zihnioğlu tarafından kaleme alınmıştır.

Alfabetik Sanatçı İsim Listesi

A. Hicri İzgören, Açelya Akkoyun, Adil Okay, Adnan Binyazar, Adnan Özyalçıner, Ahmet Boyacıoğlu, Ahmet Cemal, Ahmet Nesin, Ahmet Mümtaz Taylan, Ahmet Ümit, Akasya Aslıtürkmen, Akgün Akova, Akif Kurtuluş, Ali Kocatepe, Ali Düşenkalkar, Ali Öz, Ali Poyrazoğlu, Ali Tarık Hatipoğlu, Alican Yücesoy, Altan Erkekli, Arda Uskan, Aret Gıcır, Arif İsmet Yılmaz, Arzu Başaran, Aslı Erdoğan, Aslı İçözü, Aslı Öngören, Asuman Çakır, Asuman Dabak, Ayça Damgacı, Ayça Şen, Ayla Algan, Atilla Özdemiroğlu, Ayda Aksel, Aydan Çelik, Aydın Bağardı, Aydın Orak, Aydın Sayman, Aydın Sevinç, Ayşe Akdeniz, Ayşe Hür, Ayşe Kalyoncu, Ayşe Karaköse, Ayşe Kilimci, Ayşe Lebriz, Ayşe Önal, Ayşe Yamaç, Ayşe Yıldırım, Ayşegül Devecioğlu, Ayşegül Güryüksel, Ayşegül İyidoğan, Ayşegül Sönmez, Ayşegül Ünsal, Ayşen Candaş, Ayşenil Şamlıoğlu, Ayşenur Kolivar, Ayten Uncuoğlu, Balım Kenter, Balkan Naci İslimyeli, Banu Fotocan, Bayram Balcı, Barış Pirhasan, Bedirhan Toprak, Behçet Çelik, Behiç Ak, Bejan Matur, Belgin Oral, Bennu Yıldırımlar, Berfin Zenderlioğlu, Beyza Gümüş, Bilal Kayabay, Bilge Contepe, Bilgin Adalı, Bora Ayanoğlu, Buket Uzuner, Burçin Oraloğlu, Bülent Başpınar, Bülent Erkmen, Can Dündar, Cem Sancar, Cem Selcen, Ceyda Düvenci, Cezmi Ersöz, Cihan Aktaş, Civan Canova, Cuma Boynukara, Cüneyd Özmen, Cüneyt Çalışkur, Cüneyt Yalaz, Çağlar Yigitoğullları, Çiğdem Gündeş, Deniz Atamtürk, Deniz Türkali, Derya Alabora, Derya Baykal, Didem Şahin, Doğan Durgun, Ece Gözmen, Edip Saner, Elif Şafak, Emine Uçak, Emre Kınay, Emre Koyuncuoğlu, Engin Yağmurdereli, Enver Ercan, Enver Sezgin, Erdağ Aksel, Erden Alkan, Erendiz Atasü, Erol Babaoğlu, Ersan Uğur Gör, Ertan Aydın, Esmeray, Esra Bezen Bilgin, Esra Çiftçi, Evin İlyasoğlu, Evrim Alataş, Evrim Altuğ, Ezel Akay, Faiz Cebiroğlu, Fatih Coşkun, Fatih Özgüven, Fatma Karanfil, Fatoş Sezer Ulusoy, Feride Çiçekoğlu, Ferhat Özgür, Ferhat Tunç, Ferhat Uludere, Feridun Andaç, Fethiye Çetin, Feyza Hepçilingirler, Feza Tansuğ, Fırat Tanış, Filiz Ali, Filiz Kutlar, Firuz Kutal, Füsun Önal, Gamze Bozo, Gonca Karapınar, Gökçe Tuncer, Gökhan Akçura, Gökhan Küçük, Gülçiçek Günel Tekin, Güler Kazmacı, Güler Yüksel İnce, Gülin Tokat, Gülsüm Cengiz, Gülsüm Soydan, Gülsün Karamustafa, Gülten Kaya, Gülüm Baltacıgil, Gülüm Dağlı, Hakan Akçura, Hakan Gürel, Halil Ergün, Halil İbrahim Özcan, Halime Kökçe, Haluk Bilginer, Haluk Ünal, Handan Börtücene, Handan Ergiydiren, Handan Öztürk, Hande Demircioğlu, Harun Tekin, Hasan Kıyafet, Hasret Birsel, Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hikmet Akçiçek, Hulki Aktunç, Hülya Aktaş, Hülya Karakaş, Hülya Tuncağ, Hümeyra Akbay, Hüseyin Avni Danyal, Hüseyin Karabey, Hüseyin Karaca, Hüseyin Sorgun, Işık Yenersu, Işıl Yücesoy, İdil Fırat, İhsan Kaçar, İlhami Algör, İlkay Akaya, İlyas Odman, İnan Gündoğdu, İnci Aral, İnci Eviner, İnsel İnal, İskender Savaşır, İsmail Yıldız, İpek Çalışlar, Jaklin Çelik, Julide Kural, Kaan Arslanoğlu, Kadim Laçin, Karin Karakaşlı, Kawa Nemir, Kayuş Çelikman, Kemal Sayar, Kemal Yiğitcan, Kemalettin Bal, Kenan Işık, Kerem Görsev, Kerem Kabadayı, Kerem Kurdoğlu, Kezban Arca Batıbeki, Kutluğ Ataman, Laçin Ceylan, Lale Mansur, Latife Tekin, Lemi Bilgin, Levent Soy, Levent Ülgen, Leyla İpekçi, Macit Koper, Mahir Günşiray, Mario Levi, Mazlum Çimen, Mehmet Açar, Mehmet Atak, Mehmet Çağlarer, Mehmet Ergen, Mehmet Esatoğlu, Mehmet Güler, Mehmet Güreli, Mehmet Murat Somer, Mehmet Sander, Mehmet Teoman, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Mehtap Bayrı, Melek Özman, Melisa Gürpınar, Meltem Ahıska, Memet Ali Alabora, Meral Okay, Mercan Erzincan, Mete Sakpınar, Metin Cengiz, Metin Yoksu, Mıgırdıç Margosyan, Mihran Tomasyan, Mine Söğüt, Mine Vargı, Miraz Bezar, Mirza Metin, Murat Batgı, Murat Daltaban, Murat Garipağaoğlu, Murat Gülsoy, Murat Morova, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Musa Uzunlar, Mustafa Alabora, Mustafa Altıoklar, Mustafa Kaplan, Mustafa Köz, Müge İplikçi, Müslim Çelik, Naim Dilmener, Nalan Barbarosoğlu, Naz Erayda, Nazan İpşiroğlu, Nazlı Eray, Necati Abay, Nedim Saban, Nermin Bezmen, Neslihan Acu, Neslihan Yargıcı, Neşe Doğan Yüksel, Neşe Yaşin, Nevin Cangur, Nihal G. Koldaş, Nihal Gündüz, Nihat Behram, Nihat Ziyalan, Nilay Yılmaz, Nilgün Yurdalan, Nilüfer Açıkalın, Nilüfer Akbal, Nişan Şirinyan, Nur Sürer, Nurinisa Yıldırım, Nursel Duruel, Nurullah Can, Oğuzhan Akay, Oğuzhan Tercan, Ohannes Şaşkal, Okay Temiz, Olgun Şimşek, Onur Caymaz, Orhan Aydın, Orhan Kurtuldu, Orhan Miroğlu, Oruç Aruoba, Osman Şahin, Oya Baydar, Oya Coşkun, Ömer Erdem, Ömer Madra, Ömer Tuncer, Önder Çakar, Öner Erkan, Övül Avkıran, Özcan Yaman, Özdemir Nutku, Özen Yula, Özgün Bulut, Pakrat Estukyan, Pelin Batu, Pelin Durtaş, Pelin Esmer, Pınar Kür, Pınar Tümer, Ragıp İncesağır, Ragıp Savaş, Ragıp Zarakoğlu, Refik Durbaş, Reha Erdem, Reha Özcan, Reha Ruhavioğlu, Recep Yener, Reis Çelik, Roni Margulies, Ruhi Sarı, Sadık Yalsızuçanlar, Sanem Öge, Sedat Kalkavan, Sedef Ecer, Selahattin Özpalabıyıklar, Selim Demirdelen, Selim Selçuk, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Semih Kaplanoğlu, Sennur Sezer, Seray Gözler, Serdar Orçin, Serhan Erözçelik, Serkan Dizman, Serpil Odabaşı, Serra Yılmaz, Sevin Okyay, Sevinç Altan, Sevinç Yalçın, Seza Paker, Sezai Sarıoğlu, Sibel Eraslan, Sibel Köse, Sina Akyol, Sumru Yavrucuk, Suna Selen, Süleyman Bulut, Şahnaz Çakıralp, Şanar Yurdatapan, Şaziye Dağyapan, Şebnem Köstem, Şehmuz Ay, Şerif Sezer, Şeyhmus Diken, Şule Albayrakoğlu, Şule Ateş, Şükriye Tutkun, Tacim Çiçek, Taha Feyizli, Tahsin Yücel, Takuhi Tovmasyan, Tamer Levent, Tarık Günersel, Tayfun Pirselimoğlu, Tekin Gönenç, Tevfik Taş, Tilbe Saran, Tuna Erdem Baykal, Tuncer Cücenoğlu, Turgay Tanülkü, Tülin Altılar, Tülin Özen, Uğur Polat, Uğur Yücel, Ulaş Özdemir, Uluç Esen, Ulvi Alacakaptan, Umur Hozatlı, Uskan Çelebi, Uygar Şirin, Ülker Uncu, Ülkü Ayvaz, Ümit Ilgin Yiğit, Ümmühan Atak, Vahap Kaya, Vedat Turkali, Vecdi Sayar, Vedat Yıldırım, Vivet Kanetti, Yağmur Atsız, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Göksu, Yavuz Pekmen, Yeşim Büber, Yeşim Dorman, Yeşim Koçak, Yeşim Özsoy Gülan, Yeşim Ustaoğlu, Yıldıray Şahinler, Yıldız Ramazanoğlu, Yılmaz Demiral, Yiğit Bener, Yiğit Özşener, Yusuf Çetin, Yusuf Eradam, Zaven Çiğdemoğlu, Zehra İpşiroğlu, Zekeriya Can, Zeki Coşkun, Zeynep Aliye, Zeynep Erkekli, Zeynep Oral, Zuhal Gencer

Şahmeran: Ceylan’dan bize kalan

Ceylan için suç duyurusu
Jandarmaya ‘Ceylan Önkol’ soruşturması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Mektup
(imza kampanyası)
Savcı, İçişleri Bakanı ve Genelkurmay yetkilileri hakkında suç duyurusu…
Ceylan’ın fazlası, bizim eksiğimiz… – Cihan Aktaş
İnanmama hakkı – Onur Caymaz
Her raporda ölüyor
Altın portakallar Ceylan Önkol için…
Ceylan için toplanan bini aşkın imza Başbakanlığa gönderiliyor
Ceylan için yürüdüler: ‘Ceylan’ın katili militarizm!’
Ceylan için başlayan imza kampanyası büyüyor
Savcıdan suçlama: Hepiniz PKK yandaşısınız

Ceylan’ın mezarına çiçek bıraktılar: ‘Açılımı asıl buradan başlatın!’
Yazarlar Ceylan için açıklık ve adalet istedi
Ceylan, Uğur, Mizgin, Xezal, İbrahim ve diğerleri – Orhan Miroğlu
Sanatçılar Ceylan’ı ziyaret etti
Ceylan’ın gözlerinden kaçamazsınız
Ceylan raporunda soru işaretleri
Böyle kurtulamazsınız… – Ahmet Altan
Asimetrik… – Yasemin Çongar
Vatandaşın mayına basma olayı… – Yıldıray Oğur
Ceylan kendini öldürmüş diyorlar
Ceylan’sız eksik kalmıyor mu bu ülke – Demiray Oral
Eşekler ve çocuklarımız – Ece Temelkuran
Normal birinin adalet anlayışı – E. Ali Aydın
“Kardeşlerim ölüyor, kalbimin doğusunda…” – Evren Barış Yavuz
Ben bir anneyim – Seda Ergün
Başeğmeyen coğrafya Lice – Eren Keskin
Bütün analar birleşiniz! – Suzan Samancı
IMF gösterilerimiz ve Ceylan – Doğan Tarkan
Hem öldürün, hem susturun
Çok failli cinayet – Yasemin Çongar
Ceylan’ın annesi: Önce tuhaf bir hırıltı oldu…
Ceylanem Kezew (Ceylanım ciğerim)
Ah çoban kızı! – Yıldırım Türker
Demek ki Ceylan kendi kendine infilak etti
Liceli Ceylan’dan Ahmet Altan’a mektup – Önder Aytaç
GëZUAR – Onur Caymaz
Ağabeyi daha şanslıydı
Havan topuyla ölen çocuğa geciken keşif
“Genelkurmay Ceylan Önkol’un Patlayıcıyla Ölümünü Açıklamak Zorunda”
Ceylan cevap bekliyor
Ceylan’ın otopsi raporundaki patlayıcı
Askeri cennet ve çocuk cesetleri… – Ali Bayramoğlu
Havan değil… Öyleyse ne
Ceylan Önkol Lice’de Hedef Gözetilerek mi Öldürüldü?
Malum / Cinayeti Asker İşledi, Otopsiyi Temizlikçi Yaptı, Vicdan ‘Hani Bana’ Dedi!
Ceylan’a gözyaşı
Kızımın parçalarını eteğimde taşıdım
Ceylanların sessizliği – Yasemin Çongar
Göbeğini kaşıyan gazeteci… – Ahmet Altan

Susacak mısınız? – Ahmet Altan

Küçük kız – Ahmet Altan

Havan mermisi kızı parçaladı

Ceylan Önkol’un vurulduktan sonraki görüntüleri (Sadece yetişkinler için…)

Not: “Şahmeran: Ceylan’dan bize kalan”ın yüksek çözünürlüklü kopyasını (5197×4370 piksel, 300 dpi) aşağıdaki resme tıklayarak edinebilirsiniz.