Göç Bağlantıları Sergisi Projesi’nin açılışından… / From the opening of Migration Connections Exhibition Project

Yenileme (30.12.2012): Bu kez fotolar sevgili Eda Yiğit’ten. Sağolsun…

 


Sağolsun o karda kışta Gökhan gitmiş de, açılış fotograflarını çekmiş…
Son iki fotografta sorunlu görünen o ekranda “İsveç Göçmen Dairesi’ne Mektup”un daha sonraları sorunsuzca gösterilebildiğini sanıyor, umuyorum.
Sergi hakkında geniş bilgiyi geçen hafta yazmıştım.


Fotograflar: Gökhan Akçura

Reklamlar

Bugün açılan Göç Bağlantıları Sergisi Projesi’nde üç eski işim yeralıyor


“İstanbul’un ilk kent müzesi” unvanına sahip olan Adalar Müzesi, 2011’in Ekim ayında başlattığı Türkiye’de Kent Müzeciliği adlı Avrupa Birliği destekli projesinin kapanış etkinliği olarak Göç Bağlantıları adlı bir sergi düzenliyor. Farklı sanatçıların, akademisyenlerin, araştırmacıların ve müzelerin çalışmalarını Adalar Müzesi çalışmalarıyla birlikte sunan serginin küratörlüğünü Müze küratörü Deniz Koç yapıyor. Adalar Müzesi Büyükada Aya Nikola Hangar binalarında açılışı bugün yapılacak sergi 1 yıl açık kalacak. 
Uluslararası Müzeler Konseyi ICOM üyesi Adalar Müzesi, Türkiye’de çağdaş anlamda kent müzelerinin geliştirilmesi amacıyla Avrupa Birliği Kültürlerarası Diyalog Müzeler Programı’na sunduğu “Türkiye’de Kent Müzeciliği” adlı proje kapsamında “Göç Bağlantıları” sergisini düzenliyor. 
Hazırlıkları 2011 yılında başlayan, küratörlüğünü Deniz Koç’un yaptığı sergide, kentler arası yer değiştirme, insan hikâyeleri, yeni yaşam deneyimleri, paylaşım, yalnızlık, sevme ve sevilme bağlantıları, gidenlerin ve gelenlerin gözünden sunuluyor. 
Avrupa’dan “Göç Esintileri” 
Serginin Avrupa deneyimleri bölümü olan “Göç Esintileri”, aşağıda ayrıntılarıyla tanıttığım üç eşimle beni konuk ediyor. 2013 yılı Haziran ayında sergi kapsamında İstanbul’a gelecek ve sergilenen işlerim ve genel olarak yaratımım üzerine bir tanıtıcı etkinlikte yeralacağım.
Aynı bölümde yer alan proje destekçilerinden Kreuzberg Müzesi, Berlin’e Göçün 300 yılını interaktif video ve arşiv çalışmalarıyla özetlerken, proje ortağı Xanthi Folklor Müzesi ise, “Xanthi’den” başlığı ile sergiye katılıyor. 
Sergi, hazırlıkları öncesinde Adalar Müzesi çalışanları Stockholm Nacka Kommun işbirliği ile HAMN Müzesi’nin organize ettiği müzecilik atölye çalışmalarına katıldı. İsveç ziyareti sırasında gerçekleştirdikleri İsveç’te yaşayan Türklerle yapılan Sözlü Tarih görüşmelerinden elde edilen filmler de sergide görülebilir.
İçimizdeki göç
Avrupa bağlantılarının yanı sıra Türkiye’den Adalar’a göçün iç bağlantıları da serginin ilgi çekici bir diğer bölümünü oluşturuyor. Proje kapsamında Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Belma Akşit ve Prof. Bahattin Akşit ile öğrencileri tarafından yürütülen araştırma ve belgeleme çalışmaları, ilginç grafikler, haritalar ve video performanslar eşliğinde sunuluyor. 
Aynı bölümde Tarih Vakfı’nın fotoğraf ve belge arşivlerinden Adalar Müzesi ile paylaştığı görseller yer alırken, Adalar Müzesi’nin iki yıl önce Kültür Üniversitesi desteğiyle gerçekleştirdiği “Adalı Esnaflar” belgeleme videolarından hazırlanan klipler de izlenebilecek. 

Sergilenen işlerim:

İsveç Göçmen Dairesi’ne açık mektup (Öppet brev till Migrationsverket)

Hakan Akçura 
videoperformans, 2006, 51 dk.


Sanatçının ikinci kez oturma ve çalışma izni almak için başvurduğu 2006 yılında, İsveç Göçmen Bürosu’nun çağrısını aylarca bekledikten sonra yaptığı ve kaydettiği tek taraflı görüşme kaydı. Akçura, videoperformansın kaydını Göçmen Bürosu’na yolladığı gün içeriğini kamuya da açıklıyor ve diğer binlerce göçmenle paylaştığı bu sorunu medyaya taşıyor. Sanatçı, videoperformansında Göçmen Bürosu’nun soracağını bildiği soruları cevaplamakla kalmayıp, onların asla sormayacağı soruların cevaplarını da vermek, bir yeni göçmenin İsveç’e dair ilk yılının tanıklıklarını, düşüncelerini paylaşmak derdinde.

Medyada yansımaları:


Asansörler, Asansörler!
Hakan Akçura
iki bölümlü fotoğrafik düzenleme, 2007

Göçmen sanatçının bir gazete dağıtıcısı olarak asansör aynalarından yansıyan portresi.



Medyada yansımaları:

“Günaydın”
Hakan Akçura
 
videoperformans, 2007, iki ekranlı video düzenleme, 8 + 78 dakika

Sanatçının İsveç’e göçtüğü ve geçinmek için sadece üç kuruşa göçmenlerin çalıştırıldığı kimi işleri bulabildiği yıllarda yaptığı bir video-performans. İş, günlük bedava gazeteleri metro ve tren istasyonlarında inen, binen yolculara dağıtmak. Karar verdiği ve uyguladığı basit sunum tekniğinin nedenlerini bize bir “Epilog”la anlatan Akçura, gazeteleri yüzyüze, gözgöze “Günaydın” diyerek dağıtmanın, basit ama etkin bir iletişimin, verili toplumun davranış kodlarını ortaya çıkaran bir niteliği olabileceğini gösteriyor.

Medyada yansımaları:

Haber portalı Habertürk H2, Ekim 2007’de Stockholm Tegen 2’de açılan “Ben, sahibimin köpeği” sergisi   ve bu sergide ilk kez sergilenen “Günaydın”a dair bir söyleşi yayınlamıştı. O söyleşinin ilgili bölümlerini yeniden yayınlıyorum:

İSVEÇ’DE IRKÇILIK KARŞITI BİR TÜRK 

Necati Yıldırım / H2

İsveç’te yaşayan güncel sanatçımız Hakan Akçura Avrupa tarzı ırkçılığa eleştirel bir bakış atan “Ben, sahibimin köpeği” adlı sergiye katılıyor. Perşembe günü açılacak sergide Akçura İsveç özelinde Avrupa’da ırkçılığın artık müslümanlar ve diğerleri olarak alt kategorilere ayrıldığını belirtirken sergide “Günaydın” adlı eseriyle yeralıyor. 

Serginin adı neden “Ben, sahibimin köpeği”?

Sergi fikri, mekanın sahipleri, çok değer verdiğim sanatçılar olan ve biri sergiye de katılan Dror ve Gunilla Sköld Feiler çiftiyle, çok kısa sürede ama çok yoğun akan bir tartışmanın sonucunda ortaya çıktı. Biliyorsunuz, Lars Vilks isimli isveçli bir sanatçı, bir “meydan köpeği heykeli” önerisi olarak Muhammed’in suretini içeren bir çizim yaptı. Bu çizimi yolladığı sergi sergilemeyi reddetse de, yerel bir gazete yayınladı ve kıyamet koptu. El Kaide sanatçının başına ödül koydu, sanatçı koruma altına alındı ve İsveç’teki tüm basın yayın organları, olayı ve genel olarak “özgürlük” kavramını yoğun bir biçimde tartışmaya başladı.

Ne demek “meydan köpeği heykeli”?

İsveç’te son senelerde bir şehir sanatı olarak kimi meydanlara, değişik niteliklerde köpek heykelleri tasarlanıp uygulanıyor. Ama müslümanların mundar bulduğu “köpek kavramı” ile çizilmesi bir tabu olan peygamberlerinin, üstelik çirkin ve önyargılı bir suretini birleştiren bir tasarım, bu yaygın, hoş meydan heykelciliğine masum bir öneri daha eklemek demek değildi ve sözkonusu sanatçı bunu en başından beri çok iyi biliyordu.

Sergiye dönersek, başlığında yeralan “köpek” kelimesi bu gelişmelerle mi ilintili?

Hem hayır, hem evet… Şöyle ki, biz bu tartışmaları yeni bir zemine yükseltip, aslında bizce tartışılası olan şeyleri gündeme getirmek istiyorduk ve Dror’un elinde bir Orhan Pamuk metni vardı: “Benim adım kırmızı”dan köpeğin dillendiği bölüm. Bu bölüm, sergi boyunca bir duvarda akacak zaten.

Aynı günlerde İsveç’in en büyük günlük gazetesi Dagens Nyheter’de bir çokkültürlülük araştırması nedeniyle yazılan bir başyorumda şu kendi içinde çelişen iki cümle yayınlandı: “Göçmenlere karşı İsveçli yaklaşımı karşıtlıkları içerse de, temelde hoşgörü ve önyargısızlığa dayanıyor. Buna karşılık müslümanlara karşı varolan potansiyel düşmanlığın boyutu ise kaygı verici.” Hangi hoşgörü ve hangi önyargısızlığı tartışacağız? Artık, göçmenler ve göçmen Müslümanlar diye ayrı iki kategoriden mi sözedeceğiz? Varolan önyargılar ne? Ezberler bozulabilir mi? Tartıştık…

Sonuçta ortaya çıkan sergi, tanıtım metnimizden alacağım cümlelerle, “abartılı kibrimize ve doğudan da batıdan da gelsek, yahudi ya da arap, isveçli ya da göçmen de olsak sahip olmadığımızı sandığımız kendi önyargılarımıza da meydan okuyor.”

Sergimiz şu soruların sorulmasına vesile olmayı umuyor: “Güncel sanat keyif vermenin, bazılarının mal ve statüsünü yükseltmenin ve/veya bir sürüleri için de boş bir provokatif jest olmanın ötesine geçebilir mi? Sanat, çok sayıda insanın haberdar olduğu kamuya açık tartışmalarda da gerçek bir rol oynayabilir mi?”

Nasıl bir işle katılıyorsunuz sergiye?

1.5 saate yakın süren uzun bir videoperformansla… Adı isveççe “Godmorgon”, yani “Günaydın”. Sabit kamerayla, günlük bedava bir gazeteyi, herkese “Günaydın” diyerek dağıtırken beni belgeleyen bir çekim.

Nasıl ortaya çıktığına ve ne içerdiğine gelince, aslında sayfalarınızda yer vereceğinizi söylediğiniz ve videoperformansın ilk 8 dakikalık “Epilog” bölümünde, siz beni sözettiğim gazete dağıtımına çıkmadan önce, evimin mutfağında ilk sigaramı içerken yapıyorum bu açıklamaları.

Peki bize biraz sizi bu sergiye taşıyan süreçten bahseder misiniz?

Uzundur iş arayan ama bulamayan bir göçmenim İsveç’te. Yüzlerce işe başvurdum. Sanat yönetmeni, grafik tasarımcı, sayfa tasarımcısı, medya teknikeri olarak… 20 yılı aşkın bir iş kariyerim var bu alanlarda. Ama göçmenim. İş bulmak bir yana, görüşmeye bile çağrılmadım. O zaman genellikle göçmenlerin yaptığı, beden emeği yoğun, parası az olan işlere de başvurmaya başladım.
Sonunda buldum ve yaz aylarında gazete dağıttım bir ay, metro, banliyö istasyonu kapılarının önlerinde.

Sabah beşte kalkıp yola düşmem gerekiyordu bir güneyine, bir kuzeyine doğru Stockholm’un…

Gazete dağıtırken bizlere söylememiz gerektiği söylenen iki cümle vardı. İsveç’te biraz daha sık ve geniş bir kullanımı olan bir tür “buyrun” ya da “bugünün şu ya da bu isimli gazetesi”. Daha ilk gün, bu kadar pasif bir seslenişle değil de, onların çok şaşırdıkları basit bir kelimeyle dağıtmaya karar verdim gazeteleri: “Günaydın”.

Gördüm ki, orta sınıf hiçbir isveçli, hatta isveçlileşen göçmen, sabahın köründe, onlardan hiçbir şey talep etmeyen, hatta isterlerse üzerine bir gazeteyi bedava verecek olan, gözlerinin dibine gülerek bakan, orta yaşı geçmiş, göçmen mi, değil mi anlaşılmayan, ama belli ki göçmen işi yapan bir adama hazırlıklı ve donanımlı değildi. Çoğu seviniyor, renk değiştiriyor, cevap veriyor ve gazeteyi ister istemez alıyor, ardından neden yaptığını pek anlayamayarak beni, yani arkadan gelene de aynı sıcaklıkla “günaydın” dediğim halimi izleyerek metroya giriyordu.

Hasbelkader aynı yerde ikinci kez yine benim gazete dağıttığımı görürse, ertesi ya da bir sonraki gün, sıraya giriyor, donanımlı “günaydın”ı ile karşılıyordu beni. Ödülünü elimden alıp gidiyordu. Gelen, bir önceki gün, olanca sevimsizliği ile yüzüme bile bakmaz, gazeteyi almaz, yanımdan geçerken, ona ve arkasından gelenlere yönelik “günaydın”ımı fark edip, garipseyerek geçen bir başkasıysa, bu kez beni izleyerek ama daha yavaş yaklaşıyordu kapıya.

O başkalarını genellikle hatırlıyordum. Bakıyor, gülümsüyor ama “saygım bir yana, gazete almayacağını biliyorum” dediğim bir beden diliyle diğerlerine dönüyordum elimdeki gazeteyi uzatmak ve “günaydın” demek için.

Bu tanınma, hiç bekledikleri bir şey değildi. Bir diğerinden ayrılabilecekleri, fark edilebilecek bir özellikleri mi vardı! O fark neydi? Bir önceki günün sevimsiz suratı mı? Bir göçmen mahallesinde kaldığını unutturmaya çalıştığı, herkesi küçümser, hırslı ve korkak sulu mavi gözleri, kaldırdığı soluk çenesi, beyaz yeşil ince yatay çizgili ütüsüz gömleği üzerine çektiği siyah ceketi ve elindeki çantası mı? Tayyörünün altından aşağı iki kalın salam gibi uzanan tutuk ve doyumsuz bacaklarıyla ikide bir sol kenarı hafif titreyen dudaklarını ve balık donukluğundaki gözlerini indirip de düzelttiği “yaz geldi dekoltesi” mi?

Aralarından bazıları hafif utanarak, bu kez “talep ediyordu” gazeteyi. “Sevindiğimi anladıkları” bir beden diliyle ve bu kez “günaydın”ımla uzatıyordum. Ödülleri gibi alıyorlardı.

Dağıttığım gazete sayısı şaşkınlık vermeye başladı işverenlerime. Değişik değişik yerlere yollamaya başladılar beni. Genellikle sıkıcı bulunan otoban altı metro girişleri, uzak banliyölerin tren istasyonları… Yolcuların tek bir yönden akarak geldikleri ya da iki, giderek üç yönüne birden hakim olmak zorunda kalacağın kapılar. Merdivenden aşağıya inenlere, yukarı çıkanlara, merdivene inmek ya da çıkmak üzere yaklaşanlara dağıtmak zorunda kaldıklarıma. Yanım sıra başka gazeteleri dağıtanların olduğu ya da kuruyan boğazımı termosumdan içtiğim su ile sık sık ıslatmak zorunda kaldığım üç saatlik keyifli yalnızlıklarımın kapılarına.

Gazete dağıtırken metro kapılarının önlerinde, her gülümsemenin ve her “günaydın”ın ardından, belki de binlerce insana, hangi tende, yaşta, hal ve edada olurlarsa olsunlar usanmadan -nedense- tek tek, iyice bakmak istememden dolayı, yorgun düşüp uyuyorum öğlen suları. Tuhaf düşler görüyorum haliyle.”

Üç hafta boyunca aynı yerde, Stockholm’un uzak bir banliyösü olan ve adı Türkçeye Yakup’un dağı olarak çevrilebilecek Jakobsberg’de dağıttım gazete. Sonra bu videoyu yapmaya karar verdim: Üç haftanın ve bu yazlık geçici işim bittiği gün, gazete dağıtan kendimi ve yolcuları, yani müşterilerimi sabit kamerayla belgeledim. Yüzlerce “günaydın”ımla…

Eminim birçoğu için o gün kendisine söylenmiş tek “günaydın”la…

Yarın da, yani Perşembe açılacak sergimin iki gün öncesinde aynı yere gidip, aynı yolculardan bu kez seçtiğim kimilerine bu kez açılış davetiyemi dağıtacağım.

Bu kez de sizi videoya çekecek biri var mı?

Dror Feiler şaka yollu önermişti ama istemedim. Bu kez yapmak istediğim belgelenmesini isteyeceğim bir performans değil, samimi, yüzyüze bir davet diyaloğu.




"Gerçek Diyalog"un Türkiyeli katılımcılara yönelik ikinci sorusu değişti. Neden ve nasıl mı?

Radikal’de “Gerçek Diyalog”a dair 2 Ekim 2006 günü yayınlanan haberin ardından aynı gece NTV’ye bağlandım. 20 dk. sesimle konuk olup etkinlikten sözettim, Banu Güven’in sorularını cevaplama fırsatı buldum. NTV set ekibi kolay kolay görülmeyecek bir dayanışma örneği olarak, “Gerçek Diyalog”un sorularını gün boyunca cevaplarken kendilerini çekmişler ve katılım olarak bana yollamaya, sözkonusu bültende de tüm izleyicilere örnek olarak sergilemeye karar vermişlerdi. Bana yollayacaklar. O gece kayıtlarında ancak seslerini duyabildim, sevindim ama daha izleyemedim.

Bu her iki -Radikal, NTV- örnek dayanışma örneğinin ardından birçok maille soru, katılım kararı bana ulaştı. Kader bu ya, Radikal gibi NTV de program sırasında altyazıyla izleyicilerine ileteceğini açıkladığı bu blog sitesinin linkini ( http://open-flux.blogspot.com/ ) teknik bir arıza nedeniyle yayınlayamadı.

O günlerin ardından, özellikle de gelen maillerdeki soruların bolluğundan, katılımcı adaylarının arada bakıp bilgi tazeleyeceği, gelişmelerden haberdar olacağı sürekli bir linkin bilgisini onlara iletmek ne kadar elzem anladım. Anladığım ve bir diğer daha önemli şey ise, bu etkinliğin duyurularının çok daha yaygınlaşması için gereken yolları bulmam gerektiği.

İstanbul İsveç ve TC Stockholm büyükelçiliklerine yönelik birbirinin eşi iki destek çağrısı kaleme aldım. Sırayla yolluyorum. Bu mektup ve başvurularda, neye ihtiyacım olduğunun açıklaması şöyle: “ihtiyacım öncelikle çok yaygın bir tanıtım ağı oluşturabilmek. Türkiye ve İsveç medyasında yaygın duyurular yayınlayabilmek. Elime geçecek yüzlerce, belki binlerce kaydı kurgulayıp son haline getirebilecek, değişik dilleri birbirine çevirebilmemi ve videolara altyazı olarak ekleyebilmemi sağlayacak parasal desteğe sahip olabilmek. Etkinlik sonuçlanınca İsveç’te ve Türkiye’de sergileme mekanları bulabilmek, gerekirse kiralarını ödeyebilmek. Bu sergilerin her iki dilde kataloglarını, davetiyelerini ve afişlerini bastırabilmek.” Yani az değil. Üstelik bu desteği talep ettiğim yerler de yalnızca bu iki büyükelçilik değil… Her türlü ve biçimde desteğe açığım.

Bir başka önemli gelişme de, katılımcıların eğilimleriyle ve onların uyarısının ardından,”Lagom”a dair soruyu Türkiyeli kullanıcılara sormaktan vazgeçişimle ilgili. Şimdiye kadar bu biçimde kaydedenler tabii ki kabulüm olacak. Ama bundan sonrası için, ikinci soruyla İsveç toplumunu nasıl lagomla yüzleştiriyorsam, Türkiyelileri de bizzat kendi toplumsal statükolarıyla yüzleştirmem gerektiğini düşünüyorum. Orhan Pamuk’un Nobel’i alması ile tam da isveçlilerin Türkiye’ye yönelik gözü, türkiyelilerin de İsveç’e yönelik gözü bu kadar açılmış ve odaklanmışken…
İkinci soru, Türkiyeli katılımcılar için şöyle değişti: “Türkiye’de giderek yükselen yeni milliyetçilik hakkında ne düşünüyor ve ülkenin geleceğine nasıl bakıyorsunuz?

Birçok şeyin sıradışı olduğunu biliyorum:
Böylesi bir açık katılımlı, sonu belirsiz sanat etkinliği,
Bir sanat etkinliğinin yaygınlaşması ve oluşması için kullandığım tüm yöntem ve araçlar,

Sürecin nasıl ve neden böyle aktığına dair sizleri bilgilendirme isteğim,
Bu sanat etkinliğinin “niteliğini” katılımcılarla birlikte kısmen de olsa değiştirebilme rahatlığım.

TC Stockholm Büyükelçiliği beni gelecek hafta toplantıya çağırdı. Siteye koymak için NTV gece programının ve dolayısıyla katılımlarının filmini bekliyorum. İsveç İstanbul Büyükelçiliği’ne yönelik mektubumu bugün yolluyorum. Katılımını bana CD ya da DVD olarak yollamak isteyenler için -ki sayıları hiç az değil- gereken posta kutusunu edinebilmek için bir dernek kuruyorum (İsveç’te kişisel posta kutusu kiralanamadığını bu sayede öğrendim). Size bu blog’u yazıyorum. “Gerçek diyalog” ise büyüyor.

"Gerçek diyalog" basında / "Sann dialog" på press

Radikal gazetesi, 2 ekim 2006 tarihinde “Gerçek Diyalog”la ilgili bir haber yayınladı. Aynı gece NTV gece haberlerine konuk oldum. Programın ilgi çekici kaydı yakında burada yayınlanacak. sanatplatformu.com sitesi de 11 ekim 2006 tarihinde etkinliğe sayfalarında yer verdi.:

Radikal


Akçura diyaloğa çağırıyorGüncel sanatçı Hakan Akçura, İsveç ve Türkiye’den ‘Gerçek Diyalog’a katılım bekliyor.

İsveç’te yaşayan güncel sanatçı Hakan Akçura, kendisini İsveç kamuoyunda gündeme getiren ‘Göçmen Dairesine Açık Mektup’ adlı video performasının ardından şimdi de Türkiye-İsveç hattında diyalog temalı bir video hazırlamak için kollarını sıvadı. ‘Gerçek Diyalog’ adını verdiği yeni videosu için İsveç ve Türkiye’den katılım bekleyen Akçura, projesine katılmak isteyenlerden üç soruya verdikleri cevapları bir video kamera, videolu fotoğraf makinesi, web kamera ya da telefon kamerasıyla kaydedip kendisine göndermesini istiyor. Akçura’nın sorduğu sorular şöyle: 1) Türkiye hakkında ilk aklınıza gelen düşünceler nelerdir? Bu ülke size neyi anımsatır ya da düşündürür? (İsveç’ten katılacaklar için); İsveç hakkında ilk aklınıza gelen düşünceler nelerdir? Bu ülke size neyi anımsatır, hatırlatır ya da düşündürür? (Türkiye’den katılacaklar için) 2) Lagom (Ortalama İsveçli günlük yaşamına hakim olan, ortalama isveçli ruhunu tutsak eden, içinde zaman zaman gizli ırkçılığı da taşıyan binlerce kalıp, davranış, tavır ve duruşun nedeni olan hayat felsefesinin adı) hakkında ne düşünüyorsunuz? Günlük yaşamın lagomun yasalarınca aktığı bir yaşam hakkında ne düşünüyorsunuz? 3)Birçok Avrupalının, gün gelip de Türkiye Avrupa Birliği’ne katılırsa, Türkiye’den Avrupa’ya insan göçü olacağına dair korkuları hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Katılımcıların kayıt yaptıktan sonra videolarını sıkıştırıp herhangi bir ‘update’ sitesine yüklemeleri ve o linki de hakcura@gmail.com adresine yollamaları gerekiyor.

Akçura’dan “Gerçek Diyalog”a çağrı

Gerçek diyalog / Sann dialog

Gerçek Diyalog

Türkiye-İsveç hattı üzerinde ve “tanışmak” üzerine bir açık katılımlı sanat etkinliği

Türkiyeli ve İsveç’ten katılacak herkesi, adı “gerçek diyalog” olacak bir videoyu birlikte oluşturmak üzere akacak ve benim sonlandıracağım bir sürece ortak olmaya çağırıyorum.

Katılmak isteyenler aşağıda yeralan üç soruya cevap verirken kendilerini videoya çekecek ve bu kaydı bana yollayacak.

Birinci soru
İsveç’ten katılacaklar için:
Türkiye hakkında ilk aklınıza gelen düşünceler nelerdir? Bu ülke size neyi anımsatır, hatırlatır ya da düşündürür?
Türkiye’den katılacaklar için:
İsveç hakkında ilk aklınıza gelen düşünceler nelerdir? Bu ülke size neyi anımsatır, hatırlatır ya da düşündürür?

İkinci soru
İsveç’ten katılacaklar için:
“Lagom”* hakkında ne düşünüyorsunuz? Günlük yaşamın “lagomun yasalarınca” aktığı bir yaşam hakkında ne düşünüyorsunuz? (Türkiye’den katılmak isteyenler için özet bir “lagom” tarifini aşağıda bulabilir.)
Türkiye’den katılacaklar için:Türkiye’de giderek yükselen yeni milliyetçilik hakkında ne düşünüyorsunuz ve ülkenin geleceğine nasıl bakıyorsunuz?
Üçüncü soru
Birçok avrupalının, gün gelip de Türkiye Avrupa Birliği’ne katılırsa, Türkiye’den Avrupa’ya insan göçü olacağına dair korkuları hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Kayıtlar, herhangi bir video kamera, video kaydı yapan fotoğraf makinesi, web kamera ya da mobil telefon kamerasıyla yapılabilir. Video her formatta kaydedilebilir. (.mpeg, .avi, .movie, .divx etc.)

Katılımcılar videolarını –sıkıştırarak (.zip, .rar etc.) ya da olduğu gibi- herhangi bir upload sitesine yükleyip, o linki bana iletebilir.

Belli başlı upload siteleri:
http://www.youtube.com/
http://rapidshare.de/

http://www.sendspace.com/

http://www.badongo.com/

Sürece dair her teknik sorunu çözmek için benle e-mail adresim aracılığıyla yazışabilir:
hakcura@gmail.com

Yine katılımcılar, sürece dair her gelişmeyi http://open-flux.blogspot.com/ linkinden öğrenebilir.
Şimdiden oluşacak “gerçek diyaloğa” katkılarınız için teşekkür ediyorum.

*lagom [l’a:gom] adv.
inte för mycket och inte för lite, passande; lämpligt
ne fazla ne az, yeterince, kararınca; uygun

Lagom bence [H.A.] en özetle, ortalama isveçli günlük yaşantısının her alanına hakim, ortalama isveçli ruhunu tutsak eden, içinde zaman zaman gizli ırkçılığı da taşıyan, binlerce kalıp, davranış, tavır ve duruşun nedeni olan hayat felsefesinin adı. Ne ağız dolusu gülmek, ne de doyasıya ağlamak lagoma uyar. Ne de atak varoluşlar, gözükara duruşlar, aktif cesaret, açıksözlü doğrudan eleştiriler, samimi dışavurumlar, içi dışı bir olan bir şeffaflık, muzip ve kuraldışı önerileri hayata sunmak, farklı olmaktan ve durmaktan yüksünmemek… Hiçbiri.
http://en.wikipedia.org/wiki/Lagom
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=lagom
Sann Dialog
En konstnärlig aktivitet som är öppet till deltagande, om att “mötas” och sträcker sig mellan Turkiet och Sverige

Jag inbjuder alla från Turkiet och Sverige att delta och vara med i den processen: där vi tillsammans skapar en video med namnet “sann dialog” och som kommer att avslutas av mig.

De som vill delta kommer att banda sig själva på video medan de svarar nedanstående tre frågor och banden ska sedan skickas till mig:
Första frågan
För deltagande från Sverige:
Vilka är de första tankarna som dyker upp hos dig om Turkiet? Vad påminner det landet dig, eller får dig att tänka på?


För deltagande från Turkiet:
Vilka är de första tankarna som dyker upp hos dig om Sverige? Vad påminner det landet dig, eller får dig att tänka på?

Andra frågan

För deltagande från Sverige:
Vad tänker du ang. “Lagom” Vad tycker du om ett liv där vardagen flyter på med “lagar från lagom”?


För deltagande från Turkiet:
Vad har ni för tankar ang den alltmer växande ny nationalismen och hur ser ni på landets framtid?


Tredje frågan
Vad tänker du om rädslan hos många europeer som tror att det blir stora folk flyttningar från Turkiet till Europa om Turkiet blir medlem av EU?

Inspelningar kan göras med önskad videokamera, kamera som har inspelningsmöjligheter, web kameror eller telefon kameror.

Videon får sparas i önskad format. (.mpeg, .avi, .movie, .divx etc.) Deltagarna får packa (.zip, .rar etc.) ner sina videon och lägga upp dem på önskad upload sajt för att jag ska ladda ner dem senare och skicka mig länken.

De kända upload sajterna:
http://www.youtube.com/http://rapidshare.de/
http://www.sendspace.com/

http://www.badongo.com/

Om det uppstår tekniska frågor kan man vända sig till mig för lösning genom e-mail adress:
hakcura@gmail.com

Jag tackar er redan för all stöd till “sann dialog”.