Two friends / İki arkadaş

Geçtiğimiz haftalarda, “PAI 2010” sergisine katılmak üzere Aleksandropolis (Dedeağaç) ve Samotraki’deydim (Semadirek).

Sergiye “Bak ne güzel denizkabukları!” adlı videomla katıldım.

Aradan 11 yıl geçtikten sonra yeniden o adada olmak benim için çok heyecan vericiydi. Bu geziye, Samotraki’ye dair izlenimlerimi ve bizim sergimizden yola çıkarak Yunanistan’daki sanat organizasyonlarının niteliğine ilişkin eleştirel notlarımı daha uzun bir yazıyla yakında yayınlayacağım.

Bugün, Samotraki’ye geçmeden önce konakladığımız Aleksandropolis’te otel odamda yaptığım yeni bir videomu yayınlıyorum.

Aylar önce LiveLeak sitesine 17 Haziran 2007 tarihinde eklenmiş bir videoyla ilk kez karşılaşmıştım. “Yunan polisi Arnavut göçmenleri dövüyor” başlıklı, 5 dakika 19 saniyelik video, Yunan polislerini ve arkadaş oldukları belli iki ergen çocuğu, polisin çocukları birbirlerini tokatlamaya zorladığı bir işkence seansında belgeliyordu. Az işkence görmedim, az işkencenin tanığı olmadım, bu yöntem benim gözümde en acımasız ve adice olanlarından…

Çaresizdim, elimden ancak şu gelirdi: Videoyu manipüle ederek, aynı iki çocuğu birbirlerine ancak okşarcasına dokundukları, tokatlamadıkları bir hale getirmeye mak. Bu çabam ve yeniden teşhirim, o çocuklara ve ardından benzer işkencelere maruz bırakılacaklara ne kadar yardım edecek, sorumlularının cezalandırılmasını ne kadar sağlayacak bilmiyorum ama amacım tabii ki bu.

PAI 2010 düzenleyicisi arkadaşlara, bu videoyu, bir geç katılım videosu olarak Samotraki’de sergilenmek üzere önerdim.

Serginin anakavramı “çocuk”tu. Etkilendiler, ilgilendiler, yunan kamuoyunun bu videodan haberi olmadığını söylediler, videonun orijinalinin yunan polis iç soruşturma örgütüne iletilmesini istedikler, sergilemeyi düşündüler.

Birkaç saat sonra da, önümüzdeki aylarda düzenleyeceklerini hatırladıkları, anakavramı bu kez “sınır” olacak bir sergiye daha yakışacaklarını düşünüp kararlarından vazgeçtiler, bana sözkonusu bu alternatifi sundular, ben de kabul ettim.

….

PAI 2010 sergisi, videomun güçlü ışık altında ve haliyle oldukça soluk sergilenmesi dışında hiçbir kusuru olmayan başarılı bir sunumla açıldı. Sergi üç gün sürecekti. Sonra…

Sonra, açılıştan iki gün sonra yeniden ziyaret ettiğimde büyük bir şaşkınlıkla gördüm ki “Bak ne güzel denizkabukları!” sergilenmiyor. Gözlerimin önünde sergiye giren o altı genç Selanikli sergide benim işimi göremeyecek, bilemeyecek, izleyemeyecekler.

Haliyle hoşnutsuzluğumu oldukça net ve sert bir biçimde ifade ettim. Benden sakladıkları gerçeği itiraf etmek zorunda kaldılar: Bilgisayar ve projeksiyon makinesi sadece açılış gecesi için bulunabilmiş. Sergi günleri için yeni bir alternatif de yaratılamamış. Eklediler sonra: Zaten Samotraki’de olmam, yaşadığımız keyif yetmemeli miymiş bana! Yetmiyordu.

İlişkimiz limonileşti ve ben biraz da bu süreci ve içerdiklerini detaylandırarak yazmaya, Yunanistan sanat ortamında tartışmaya açmaya bu olaydan sonra karar verdim.

Dolayısıyla “İki arkadaş” belki de, bir ceza olarak, düzenleneceği söylenen “Sınır” anakavramlı sergide artık gösterilmeyebilir. Umarım ki en azından bu tekliflerine sahip çıkmayı sürdürecek kadar profesyonelliklerini unutmamışlardır ve ben yanılıyorumdur.

Yine de o sergiden önce “İki arkadaş”ı yayınlamak benim için zorunlu oldu.

LiveLeak’teki özgün videoyu bu linkten izleyebilirsiniz. Alttaki ise benimki (Yunanca konuşmaları hiçbir dile çevirmemek seçimimdir.):

[blip.tv http://blip.tv/play/gpRIgfuXZgI%5D

Reklamlar

12 Eylül’ün 30. yılında ve Referandum öncesi bir "Açık devlet sınaması": Gönderilmiştir


Not: Ardım sıra başvuranlar olur, bana ekran resimlerini de yollarlarsa, blogumda onları da yayınlayacağım.

Yenileme (13.9.2010)
Bimer’den ummadığım hızla gelen ilk cevap:

“BAŞVURUNUZU BİMER’DEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. (Takip ettim, “inceleme sürüyor” yazıyordu.) AYRICA MİT’TEN İSTEDİĞİNİZ BİLGİLER İÇİN KURUMA ŞAHSEN BAŞVURMANIZ GEREKMEKTEDİR” (Bu gereklilik neden acaba? Orası Başbakanlığa bağlı değil mi yoksa?)

Yenileme (20.09.2010)
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Bilgi Edinme Kısmı’ndan gelen e-mail:

Sayın, Hakan AKÇURA
1. Millî Savunma Bakanlığı tarafından yönlendirilen 13 Eylül 2010 tarihli bilgi edinme başvurunuz K.K.K.lığı Bilgi Edinme Kısmı (Bakanlıklar/ANKARA) tarafından alınmıştır.
2. Başvurunuza konu olan hususlar ile ilgili olarak tam ve doğru bir arşiv incelemesi yapılabilmesi için aşağıdaki bilgilere ihtiyaç duyulmuştur. Söz konusu bilgileri göndermeniz halinde yasal koşullar dahilinde gerekli incelemenin yapılabileceği değerlendirilmektedir. Anılan bilgileri elektronik posta yolu ile iletebilirsiniz.
Bilgilerinizi rica ederim.

Gerekli Bilgiler:
Baba Adı
Anne Adı
Doğum Yeri/Tarihi
Nüfusa Kayıtlı Olunan Yer (İl/İlçe)


(İlettim)

Yenileme (29.09.2010)
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Bilgi Edinme Kısmı’ndan gelen yeni e-mail:

Sayın, Hakan AKÇURA
1. Millî Savunma Bakanlığı tarafından gönderilen başvurunuz ve 20 Eylül 2010
tarihli ek bilgilendirmeniz neticesinde K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivinde yapılan incelemede;
başvurunuza konu olan adli süreçler ile ilgili bir kısım mahkeme kararları bulunmuştur.
Bunlar dışında başvurunuza konu olan diğer kişisel eşyaların (fotoğraf, film, ses kaydı,
defter,vb.) K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivinde bulunmadığı anlaşılmıştır.
2. Başka şahısların da ad ve bilgilerinin geçtiği kişisel veri niteliğinde olan söz konusu
mahkeme kararlarının adresinize gönderilmesi için talebinize ilişkin yazılı bir dilekçeyi
“Kara Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreterliği Bilgi Edinme Kısmı Yücetepe ANKARA
TÜRKİYE” adresine göndermeniz gerektiği değerlendirilmiştir.
3. Dilekçenizin birimimize ulaşmasını müteakiben anılan belgeler adresinize
gönderilebilecektir.
Bilgilerinizi rica ederim.

Cevabım:

“Sayın …,

Hızlı cevabınız için teşekkür ederim.

K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivi’nde en azından Narlıdere Gözetim Evi’nde çekilen fotograflarımın yeralmaması beni şaşırttı ama incelemeniz sonucunda ortaya çıkmadığını iletiyorsanız yapabileceğim bir şey yok.

İstediğiniz dilekçeyi en yakında tarafınıza postalayacağım.

İyi çalışmalar.

Hakan Akçura”

Yenileme (30.09.2010)
İzmir Emniyet Müdürlüğü’nden de bilgi edinme başvurumun cevabı geldi. Özetle ellerinde hiçbir şey yokmuş:

“Sayın Hakan AKÇURA;

3071 Sayılı Dilekçe Hakkı Kanunu gereği Başbakanlık İletişim Merkezi (Bimer)’e yapmış olduğunuz başvurunuz ilgili birimimizce incelenmiş olup;

Başvurunuzda bahsettiğiniz konularla ilgili olarak; hakkınızda 1978-1983 tarihleri arasında 3 (Üç) serbest, 1 Ay 10 gün mahkumiyet ve bir de berat karararının var olduğu, belirtilen kararların verilmesine sebeb suçlardan gözaltına alınma işlemlerinde tanzim edilen yakalama tutanaklarında belirtilen fotoğraf albümleri,defter kitap ve eşyalarınız olmadığı, örgütsel doküman ve malzemeler tanzim edilen tahkikat dosyası ekinde ilgili Adli mercilere gönderildiği, tarafınıza ait herhangi bir malzemenin bulunmadığı hususunu;

Bilgilerinize rica ederim.”

Tüm süreç şunu gösterdi ki, devletin temel güvenlik kurumlarına başvurabilir, MİT hariç kısa çok bir zaman içinde cevap alabilirsiniz. Zaten avukatınızdan da edinebileceğiniz mahkeme dosyaları hariç elinize hiçbir şey geçmez. MİT anlayamadığım -ya da çok iyi anlaşılabilecek nedenlerle- ayrı bir başvuru sürecine tabii. Kalkışmayacağım buna.

Elbette ki işkenceli sorgularımın ses ve film kayıtlarına, gözaltına alındığım mekanlardan alınan fotograf, kitap ve defterlere, döndüğümde bulamadığım eşyalara, emniyet, gözetim, ceza ve tutukevleri içinde çekilen fotograflara, hakkımda tutulan kayıtlara ulaşabileceğime dair bir umudum ve beklentim yoktu.

Yine de, 12 Eylül askeri faşist darbe dönemiyle ne kadar yüzleşip, yüzleşemeyeceğine dair kendi kararını verememiş bir devletin, bilgi edinme kurumunu işletmeye başladığı, en hazırlıksız, en erken dönemlerinde bu başvuru beraberinde ne getirir merak etmiştim. Öğrendim.