Together… Against Hate! "Not To Say It’s Over!" / "Lynch Map of Turkey: A map of Turkey showing locations of lynch acts and attempts"


I have updated and published my artwork “Lynch Map of Turkey: A map of Turkey showing locations of lynch acts and attempts” the fourth time under the title “Not to say it’s over(Bitti dememek için!) two days ago in Turkish.

I first produced my artwork on 17th January 2010 to be published at Turkish daily newspaper Birgün. The first title of my artwork was “Just a little bit remains!” (Az kaldı!) And the newspaper chose “The Republic of Lynch” as the headline for that page:


I updated the map on 26th September 2010 with 29 more lynch attempts under a new title “Even less remains!” (Daha da az kaldı!) and published it in my blog:


The third update titled “Almost over!” (Bitmek üzere!) included 50 new lynch attempts and acts, including those that were not successful merely because there was nobody at the target venue.


I’ve published the fourth update titled “Not to say it’s over!” (Bitti dememek için!) adding 32 new attempts and acts of lynch since August 2012:

Sakarya / August 27 2012
İstanbul – Çatalca / August 28 2012
Bursa / September 6 2012 and September 24-29 2012 
Çanakkale / September 2 2012
İstanbul -Maltepe / September 3 2012
Bitlis – Adilcevaz / September 6 2012
Istanbul / September 6 2012
Trabzon / September 17 2012
Mersin / September 20 2012
Gaziantep – Şahinbey / October 9 2012
Mardin – Mazıdağı / October 23 2012
İstanbul – Okmeydanı / October 30 2012
Van / October 30 2012
Tekirdağ – Şarköy / November 4 2012
Muğla – Bodrum / November 13 2012
İstanbul – Bakırköy / November 15 2012
Şanlıurfa / November 22 2012
İstanbul / November 23 2012
Uşak / November 23 2012
Rize / November 23 2012
Erzurum – Yakutiye / December 6 2012
İstanbul / December 28 2012
Afyonkarahisar – Sultandağlı / December 29 2012
İstanbul – Tuzla / January 4 2013
Diyarbakır / January 9 2013
Adıyaman / January 30 2013
Bingöl – Genç / February 3 2013
Uşak – Sivaslı / February 4 2013
Antalya / February 18 2013
Sinop / February 18 2013
Samsun / February 19 2013
Trabzon / February 20 2013

In the last six months, as different from the past, there were people who have given me a helping hand to ease my burden: Some informed me about past lynch attempts that took place in their towns, which were not included in my maps, while some of my followers told me about the lynch attempts which they’ve found out as a result of personal searches and which were not included in the previous three maps. I have now added 17 more lynch attempts that took place between 2006 and 2012:

Kırıkkale – Vize / July 20 2006
Batman / June 25 2007
Gümüşhane – Torul / June 27 2007
Siirt / June 23 2008
Kastamonu / June 25 2008
Mersin / April 23 2009
Siirt / June 12 2009
Ankara / October 25 2009 
Giresun – Doğankent / April 17 2010
Gümüşhane -Kürtün / April 19 2010 
Hakkari – Yüksekova / March 2 2011
Malatya – Doğanşehir / April 6 2011
Batman / August 15 2011
Konya / December 19 2011
İstanbul – Zeytinburnu / March 18 2012
İstanbul – Kağıthane / June 19 2012
İstanbul – Esenler / July 11 2012

My artwork lists predominantly racist, nationalist, ethnic and homophobic hate attacks.
Although my artwork is based on a careful searching and archiving work over a long term, there may still be some lynch attempts or acts that have not been included, and I will of course regretfully add them to the list if I am informed about them.
I’m afraid to say “It’s over!” one day.
Reklamlar

"2011 yılında Avrupa’da çok küçük bir ada ya da çok yakında bütün Avrupa" / "An too small island in Europe at 2011 or all of Europe soon"


“2011 yılında Avrupa’da çok küçük bir ada ya da çok yakında bütün Avrupa” isimli bu resmimi 9 ağustos 2011 ile 2 Şubat 2012 arasındaki sürede yaptım. Geçtiğimiz Ağustos’ta kendime nihayet bir atelye kiralayabilmiş ve uzun bir aradan sonra, yaklaşık altı yılın ardından yeniden resim yapabilmeye başlamıştım. Çocuklarıma önceden verdiğim söz, bu yeni atölyemdeki ilk resmi Utøya Katliamı’nın kurbanları için yapacağıma dairdi. Aynı süreçte iki resme daha başladım, onlar görece kolay bitti ama bu resimde çok zorlandım, yapımı zamana yayıldı. Ortaya bu çıktı.

Eng: I made this painting, called “An too small island in Europe at 2011 or all of Europe soon” between August 9, 2011 and February 2, 2012. I could finally rent a studio last August and start to paint again after a long hiatus, nearly six years. My promise to my children in advance was to make my first painting for the victims of the Utøya Massacre in my new studio. I started two paintings in the same period, these paintings were relatively easy and they were over, but this was very hard, taken more time.



Försenade uppladdningar 2: Varför inte? / Late upploads 2 : Why not? / Gecikmiş yüklemeler 2: Neden olmasın?

sv: Jag har kunnat ladda upp mina videor från senaste årets solo utställning (Varning för klämrisk! / Tegen 2*) till internet endast nyligen. Denna video är först utt: Hesa Fredrik.

eng: I could uppload my videos from last years solo exhibition (Warning for risk of jamming! / Tegen 2*) to internet only recently. This video first of them: Hesa Fredrik.

tr: Geçen yıl Stokholm’de açtığım kişisel sergimdeki (Dikkat, Sıkışma Riski! / Tegen 2*) videoları ancak internete yükleyebiliyorum. Bu ilki: Hesa Fredrik.

[blip.tv http://blip.tv/play/gpRIgoPTBgI%5D

02.09 min. / 2009, Stockholm / Hakan Akçura

04.19 min. / 2009, Stockholm / Hakan Akçura

sv: Hur vore det med en sådan signal i dagens Sverige?

eng: “Why not?” is a one of the little suggestion for Stockholms daily life: On the subway, instead of so “clear” swedish voice, 15 years Swedish immigrant’s accent announcements… It seems to be innocent to you I know, but you can’t imagine how a strong taboo is that in Sweden.

tr: “Neden olmasın?”, sayısının bayağı kabarık olduğunu -yüz binleri bulduğunu- düşündüğüm gizli ve tabii ki diğer az sayıdaki bilinir, gürünür isveç ırkçısının kabusu olabilecek çok basit bir öneriyi, olasılığı kurguluyor: Metroların kaydedilmiş, yol yordam, durak belirtir mükemmel isveççe konuşan kadın sesinin, 25 yıldır buralarda yaşayan bir göçmenin sesiyle yer değiştirmesi. Küçük bir aksan sorunu yani sadece!

(*) Om denna utställning / About that exhibition /O sergi hakkında:

Uyarılmadığımız risklere dikkat çeken bir sergi amaçladım (türkçe)
Hurriyet Daily News: “Immigrant artist’s fire fueled by sign in elevator” (english)
İsveç’teki ilk kişisel sergim açılıyor: “Dikkat! Sıkışma riski…” (türkçe)
VARNING för klämrisk! / DİKKAT! Sıkışma riski…
(svenska / türkçe)

Daha da "Az kaldı!"


Türkiye linç yapılmış ya da linçe kalkışılmış mülki idare bölümleri haritası
(1992-2010)
(Lynching Map of Turkey: A map of Turkey, showing location of attempts and executions of lynchings between 1992-2010)

Ocak ayında yayınladığım harita o günden bu yana gerçekleşen 30 yeni linç teşebbüsü ile ne yazık ki yenilendi:
Erzincan 17 Ocak 2010
Adana Kozan 31 Mart 2010
Tire 6 Nisan 2010
Samsun 14 Nisan 2010
Denizli 14 Nisan 2010
Bursa 16 Nisan 2010
Kayseri 23 Nisan 2010
İzmir 28 Nisan 2010
Sakarya 1 Mayıs 2010
Samsun 3 Mayıs 2010
(Muğla-Milas 6 Mayıs 2010)
Antalya 7 Mayıs 2010
Manisa-Demirci 3-8 Mayıs 2010
Muğla 14 Mayıs 2010
Ankara 15 Mayıs 2010
İzmir 20 Mayıs 2010
Tekirdağ-Malkara 1 Haziran 2010
Tunceli 9 Haziran 2010
Şanlıurfa-Mardin Karayolu 11 Haziran 2010
Giresun-Tirebolu 27 Haziran 2010
Kütahya 12 Temmuz 2010
İstanbul 12 Temmuz 2010

İstanbul 18 Temmuz 2010
Bursa – İnegöl 25 Temmuz 2010
Hatay – Dörtyol 26 Temmuz 2010
Şanlıurfa – Suruç 25 Ağustos 2010
Bursa 10 Eylül 2010
Balıkesir – Susurluk 13 Eylül 2010
Bolu 25 Eylül 2010
Aksaray – Sultanhanı 25 Eylül 2010


Bu haritaya eklenecek yeni linç teşebbüsleri:
Diyarbakır 20 Ekim 2010
Konya 25 Kasım 2010

Kayseri 28 Mart 2011

Tokat 30 Kasım 2011
Şırnak – Uludere 31 Aralık 2011
Kütahya – Emet 13 Mart 2012
Adıyaman – Kahta 12 Nisan 2012
İstanbul 15 Nisan 2012
Kayseri – Pınarbaşı 25 Mayıs 2012
İstanbul 19 Haziran 2012
İstanbul 4 Temmuz 2012
İstanbul 5 Temmuz 2012
Adana 18 Temmuz 2012
Niğde 26 Temmuz 2012
Bursa – Yıldırım 27 Temmuz 2012
Malatya – Doğanşehir 29 Temmuz 2012
İstanbul 30 Temmuz 2012
Tekirdağ – Çerkezköy 31 Temmuz 2012
Muğla – Dalyan 1 Ağustos
Aydın 2 Ağustos 2012
İstanbul 9 Ağustos 2012
İzmir – Kiraz 12 Ağustos 2012
İzmir – Çandarlı 14 Ağustos 2012 (linç tehditi)
Kırklareli – Babaeski 14 Ağustos 2012
Hakkari -Şemdinli (Derecik) 18 Ağustos 2012
Gaziantep 20 Ağustos
Gaziantep 21 Ağustos

Edirne 22 Ağustos 2012
Çanakkale 23 Ağustos
İzmir – Karşıyaka 23 Ağustos
Isparta – Eğirdir 25 Ağustos 2012
Konya 25 Ağustos 2012

Yenileme: “Bitmek üzere!” (Ağustos 2012)

"Nefret tünelinde Aşk" Birgün’de…


Birgün Gazetesi bugün, “Nefret tünelinde Aşk” sanat etkinliğime dair benle yaptığı söyleşiyi yayınladı. Aşağıdaki linkten söyleşinin internet linkine ulaşabilirsiniz:

Söyleşinin internet linki

Gazete, yapılan söyleşiyi sayfaya sığdırmak için kısaltmak zorunda kalmış. Kesintisiz halini aşağıdan okuyabilirsiniz:

“Bir türkü seven kürtler, bir kürdü seven türkler… Çağrım size!”
Nefret tünelinde Aşk

“Yeni yeni büyüyen bir şey” var. Bu şey, tam da sokaklarda Dink’in katilinin beyaz beresiyle rahatlıkla dolaşabilenlerin temsil ettiği, yeni bir saldırgan klu-klux-klan ırkçı alt-kültürünün yaygınlaşması.

Söyleşi: Sinan Kurtuluş Bilgenoğlu

S.K.B: Çağrısını yayınladığınız “Nefret tünelinde Aşk” isimli çok katılımlı sanat etkinliğinizin içeriği nedir? Nasıl bir karar ve hazırlık süreci yaşadınız?

H. Akçura: Türk ırkçılığının kökleri çok derin, gücü ise resmi ideolojiden. Türkiye’de türklerden gayrı bir ulusun, azınlığın varolmadığının açık açık savunulduğu, tersine düşünenlerin hapislerde çürütüldüğü, olmadık acılara uğratıldığı, öldürüldüğü günler geçeli çok olmadı. Bugün ise, herkesin “bir milliyetçi ve türk olduğunu”, her diyalogda ilk söz olarak söyleme ve söyletme çabasıyla kendini gösteren, yaygın kalabalıkların hakim söylemi haline gelen bir yeni milliyetçi dalganın, teklifsizce “yeni soykırımlar” çağrısı yapabilen bir ırkçılığa kapı açıyor olmasını tartışmalıyız.

Geçen yıl Türkiye’de ve İsveç’te aynı anda başlattığım, sonuçlanmayan ve hâlâ katılıma açık olan “Gerçek Diyalog” isimli sanat etkinliğimde, Türkiyeli katılımcılara sorduğum üç sorudan biri, “gelişen yeni milliyetçilik ve ülkenin geleceği hakkında düşündüklerine” dairdi. Birçok kişi ve kurumun dikkat çektiği bu kara dalga, zamanla kendine kurbanlar arayarak ve ne yazık ki bularak palazlandı ve Hrant Dink’in katlinin ardından daha da tehlikeli bir düzeye ulaştı.

Yıllardır takipçisi olduğum “internet yazışma kültürü” içinde, hiçbir zaman son dört-beş ayda olduğu kadar yaygın, “meşru” ve tehlikeli keskinlikte ırkçılığın varolmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu anlamda “yeni yeni büyüyen bir şey” var. Bu şey, tam da sokaklarda Dink’in katilinin beyaz beresiyle rahatlıkla dolaşabilenlerin temsil ettiği, yeni bir saldırgan klu-klux-klan ırkçı alt-kültürünün yaygınlaşması.

Bu keskin türk ırkçılığı, kimi kürtlerde de karşılığını buluyor. Gücü ve sahip çıkılırlığı elbette ki egemen ulusun ırkçılığı kadar olmasa da, hızla yaygınlaşarak, – ne yazık ki nedenleri kimilerince haklı da görülse- bence niteliği farksız olan, karşı çıkılası bir saldırgan kürt ırkçılığını beraberinde getiriyor.

İnternette binlerce kürt ve türk arasında akan diyaloglarda yeralan ırkçı mesajları biriktirdim. Sohbet forumlarında akan aynı içerik ve nitelikteki sesleri kaydetmeye başladım. Bunları “nefret metinleri ve sesleri” olarak tanımladım ve çağrı metnimde de dediğim gibi, okurken ve dinlerken kendimi hep kirlenmiş hissettim.

Herkesin gelişen ırkçılığa karşı elini taşın altına sokması gereken bu günlerde, bu çok katılımlı etkinliği tasarladım ve “Nefret tünelinde Aşk”ın çağrısını yayınladım. Yayınladığım çağrı, bir yanı kürt, bir yanı türk olan çiftlere… Bir türkü ya da bir kürdü çok seviyor olmayı bir süredir ya da çok uzun bir süredir deneyimleyen çiftlere yönelik.

Çağrımın tam metnine okurlarınız internetteki blog sitemden ulaşabilirler: http://open-flux.blogspot.com

Projeye katılmak isteyen çiftlerin ne yapması gerekiyor?

Onlardan, ellerindeki ya da ödünç alacakları video kameralarla birbirlerini ve/veya ilişkilerini çekmelerini istiyorum. İçeriği ve biçimi tümüyle katılımcılara bağlı kayıtlarla, bana ve olası serginin ziyaretçilerine, bir kürdü ya da bir türkü sevmenin nedenini, nasılını, öyküsünü, varsa zorluklarını, dışavurumunu, içeriğini aktarmalarını, belgelemelerini istiyorum. Özetle katılımcılardan, kurgulanmamış ya da kabaca kurgulanmış “home-video” kayıtlarını istiyorum.

En ağdalı, ayrıntılı biçim ve içeriklerden, en yalın biçim ve içeriklere kadar her şey kabulüm. Çünkü, cevaplayacakları asal soru, okuyacakları o zehirli nefretin belgelerinin kapladığı tünel-mekanda nasıl varolmak istedikleri ile ilgili olacak.

Sanat etkinliğine katılacak çiftler, bu küfür ve saldırıların dört duvarını ve tavanını kapladığı, seslerin de aralıklı olarak “boşaldığı” bir mekanda, kendilerine ayrılmış ekranlarda akan videolarda hayat bulacaklar. Ziyaretçiler bu fazlasıyla “kirli” nefret tüneli-mekanında o videoları izleyecek. Sergiyi, İstanbul ve Diyarbakır’da aynı anda açmayı istiyorum.

Projenize katılacak çiftler bulabildiniz mi? Yardım ve destek çağrınız karşılık buluyor mu?

Sadece iki hafta oldu etkinliğin çağrısını yayınlayalı ve yaygınlaşmadı yeterince… Ama yine de katılmaya karar veren ve bu sürecin ilk adımlarını, varsa merak ve sorularını benle paylaşan çiftler var. Elime ulaşan video henüz yok. Yine de, böylesi açık katılımlı çağrılarımın en fazla yankı, karşılık ve destek bulanı oldu “Nefret tünelinde Aşk”. Sürecin her aşamasında şu ya da bu şekilde katkı verebileceğini söyleyen bir dizi insan var ve her gün sayıları artıyor.

Peki nefret metinlerinin içeriğini tam olarak öğrendikten sonra vazgeçen çiftler oldu mu? Sonuçta o kadar küfrü okumak herkesin yapabileceği bir şey değilmiş gibi geliyor.

Katılım isteklerini bana iletenlere “nefretin metinleri”ni yolluyorum. Yolladığım örneklerin sayısını çok tutuyorum. Çünkü çağrımda da belirttiğim gibi, “görmeli, okumalı, bilmeliler, katılmayı düşündükleri etkinliğin hangi zehirli tünelde-mekanda soluk almaya çalışacağını…”

Onları okuyunca katılmaktan vazgeçen çift olmadı. Ben, çok fazla sayıda insanın kendi ırklar-milliyetler üstü sevgisini, bu metinlerin karşısında konumlayacağına ilişkin inancım ve umudumla adım attım. Bu umudum sürüyor.

Bu metinlerin sergilenmesiyle beraber iki tarafın sıradan insanlarının birbirlerine duyduğu kin artar gibi bir kaygınız var mı?

Bu metinlerin ne olduğunu bilip, gözden uzak olmasına sevinmek yerine, onları ışık altına çekmeyi yeğliyorum. Bu nefret metinlerini teşhir etmem, kafasını kuma gömen tonla ortalama yurttaşı irkiltmek ve katılımcıların yaratımlarıyla gönül bağı kurmalarını istemekten başka bir anlama gelmiyor.

Sizin deyiminizle “iki tarafın sıradan insanları”yla bir umudu ve tepkiyi paylaşmaktan başka bir hedefim yok. Hayır, onların yaygın bir kini taşıdığını düşünmüyor, tam tersine bu kini taşıyan ırkçılara karşı “ortak tutum” içinde olacaklarına inanıyorum.

4-5 aydır bu proje üzerinde çalışıyorsunuz. Peki Hrant Dink suikastı projenizi hayata geçirme sürecini hızlandırdı mı? Suikastın ardından bazı gazetelerde ırkçı sitelerin forumlarına yer verildi. Sizce gazeteler bu forumları fark etmekte biraz geç mi kaldı?

Elbette ki, Dink suikasti ve onu uğurlayan 200 bine yakın kişinin belirlediği süreç bu ülkenin geleceğinin karartılmasına karşı çıkacak herkes gibi beni de tetikleyen bir süreçti. Bazıları için sözkonusu ırkçı yazışmalara dikkat çekmek ve Dink’in yaşamını adadığı bir eşitlik ve adalet çağrısının yaygınlaşabilmesi için belki de bu acılı sürecin itkisi gerekiyordu.

Ama hâlâ isminin altında “Türkiye Türklerindir” ifadesini fütursuzca taşıyabilen, yayın yönetmeninin inanılmaz bir aymazlıkla “türklerden ırkçı çıkmayacağını” savunabildiği bir gazete bu ülkenin en çok satan gazetesi ise, bu ırkçı yazışmalara ilişkin sorumlu uyarılarının zamanlamalarından dolayı kimseyi “geç kalmakla” suçlayamam.

Yurtdışında yaşıyorsunuz. Peki Türkiye’deki ırkçılıkla Avrupa’daki ırkçılığı benzerlikler ve farklılıklar açısından karşılaştırabilir misiniz?

İsveçliler, İskandinavya’nın gerçek sahibi Sami ulusuna sınırlı temsil hakkını 1993’te verdi. Sadece 14 yıl önce. Henüz bir parlamento binaları yok. Sami ulusunun eşitlik mücadelesi hala sürüyor.

Bugünkü Avrupa’yı, kaynağı Türkiye’deki ya da İsveç’in yakın geçmişindeki egemen ulus ırkçılığından farklı ama günlük yaşamdaki birçok gizli-açık göstergesi ortak olan bir zeminden, artan göçmen ırkçılığından tartışmak isterim şimdilik…

Artan göçmen varlığı, gelişen dinsel saflaşma, yaygınlaşan işsizlikle birlikte güç kazanan gizli ırkçılık Avrupa’da gün be gün artıyor ve artacak da. Kalabalıklar için dünyayı algılamanın giderek daralan ve karşıtlıklara odaklanan fakir perspektifi, birçok orta sınıf avrupalıyı aslında kendi ülkesinde yabancı görmek istemeyen bir hale çoktan taşıdı. Göçmenlerin çoğu uzundur, her zeminde, kendine yönelik farklı, ayrımcı davranışın farkında. Bir başka farkındalığı ise, artık ve hep, onsuz, göçmensiz bir Avrupa’nın olmadığı, olmayacağı.

Çok önemli bir fark şu ki, bu ülkeler hâlâ, ayrımcı milliyetçiliğin ve gizli ırkçılığın tonla göstergesini içerse de, bu göstergelerin her birinin, her türlü zeminde acımasızca sergilenebildiği, tartışılabildiği ve onlara karşı mücadele etmenin yasallığının yaygın olduğu ülkeler.

Sadece iki yıllık kendi kişisel yolculuğuma, mücadele ve yaratımıma baktığımızda bile bu farkı görebiliriz:

Geçen yıl, “İsveç Göçmen Bürosu’na açık mektup” isimli video-performansla oturma ve çalışma izinlerini ben gibi uzatmak isteyen 6500 göçmene reva görülen haksız muamelenin karşısında ne dediğimi sergiledim. Kamuoyundan çok olumlu yankılar buldum. “Gerçek Diyalog” etkinliğimde İsveç’ten katılacaklara sorduğum üç sorudan biri de, kökleri çok derin olan ve ayrımcılığın, gizli ırkçılığın göstergelerini besleyen günlük yaşam kuralları toplamı diye özetlenebilecek Lagom’u sorgulayan bir soru… Bu yıl, sadece göçmenim diye beni sanatçıdan saymayan, belgelerimi ve geçmişimi yeterli görmeyen İsveç İş Bulma Kurumu Kültür Departmanı’nın bu ayrımcılığını medyaya ve sanat ortamına teşhir ettim; İsveç Komünist Partisi (Sol Parti) bu sorunu hemen İsveç Parlamentosu’na taşıdı.

Türkiye’de ise milliyetçilik ve ırkçılıkla savaşan her kişi ve kurum ne yazık ki hala tehdit altında. Bu tehdidin azalmayıp artacak olma ihtimali ise en büyük tehlike.

Türkiye’den uzakta yaşıyorsunuz. Bu, Türkiye hakkındaki değerlendirmelerinizi zorlaştırmıyor mu, oradan takip edebiliyor musunuz?

Elbette zorlaştırmıyor ve elbette takip edebiliyorum. Bunun için sadece istek, kaygı ve sorumluluk duygusu yeterli. Artık herkesin sadece kendi ülkesine ilişkin değil, çok yakında yok edicisi olabileceğimiz bu yerküreye ilişkin de farkındalığının artması, kapsamlı, sorumlu bakışının ve tutumunun artık belirmesi gereken bir zamandayız.

Ben kendi adıma, bir yandan Türkiye’de artan milliyetçi ırkçılığı, bir yandan İsveç’teki göçmen ayrımcılığı ve gizli ırkçılığı yaratımımın konusu haline getirirken, bir yandan da Bush’a kabus önerisi olarak yapıp, yaygınlaştırdığım videoları izleyenlerin sayısını başta ABD olmak üzere tüm dünyada artırmaya uğraşıyor ve yeni kabus önerilerimi kurguluyorum.