Selected exhibitions, activities:
2013
Artist presentation: "Being in Sweden, being an immigrant, being an artist", Adaevi, Museum of the Princes' Islands, İstanbul, Turkey
"Yersiz: Kader Birliği", Mardin, Kızıltepe, Turkey
“Ja jag vill leva jag vill dö”, Tegen 2, Stockholm
"Vilken tur! Himlen omfamnar oss!" / "What luck! The sky embraces us!" / "Ne şans! Gökyüzü hepimizi sarıyor!" Photography Exhibition, Ideas and Innovation Fair, Stockholm
"Milat" Exhibition for Hrant,
Getronagan Lisesi'nden Yetişenler Derneği, Harbiye / Rumeli Han C blok 6.Kat - Beyoğlu, İstanbul
2012
Migration Connections Project 2012 Exhibition, Museum of the Princes' Islands, İstanbul, Turkey
Edinburgh Middle Eastern Film Festival, Filmhouse, Edinburgh, Scotland, UK
Artist Talking and Screening, Agent Ria, Still Gallery, Edinburgh, Scotland, UK
2011
Ars retorica, Hall the university library of Paris 8 – Saint Denis, France
The Exhibition on the 20th Anniversary of the Human Rights Foundation of Turkey: Where Fire Has Struck, DEPO Istanbul, Turkey
2010
PAI 2010-2011 in Thebes, Conference Center of Thebes, Greece
International Media Arts Festival Videfesta’10: Archive Fever, Goethe Institute, Ankara, Turkey
Temps D'Images Portugal 2010 Festival Film Award for Films on Art section
"From childhood to police station" Exhibition, Free Expantion Platform, Istanbul, Turkey
HEP Iran screening, Sazmanab Project, Tehran, Iran
AthensArt 2010 contemporary art exhibition, Athens, Greece
PAI 2010 contemporary art exhibition, Samothrace, Greece
"Thistles of Sazak" screening and exhibition, 7th Karaburun Festival, Izmir, Turkey
Distance Festival, London, UK
"Artist Cinema", Art Beijing, China
Over trubled water, Tegen 2, Stockholm, Sweden
Ankara International Film Festival, "Video: Spaces of Memory", Ankara, Turkey
Direct Channell, Canakkale' Turkey
!F Istanbul Film Festival 2010 online program: See it yourself (This village)' Istanbul, Turkey
HEP Screening, AFA Beijing, China
Tornavideo, Tamirhane, Ankara, Turkey
2009
“Projected Visions: 35 years of Turkish video art” exhibition Meeting Europe - Istanbul, Wacken Exhibition Centre, Strasbourg, France
HEP (Human Emotion Project) Screening, AFA @ Portuguese Bookshop Gallery, Macau, China
co-exhibition "Dirty Story", BM Suma, Istanbul, Turkey
HEP (Human Emotion Project) Screening, Caldas-da-Rainha, Portugal
HEP Screening, Berlin, Germany
"Thistles of Sazak", art performance, Karaburun, Izmir, Turkey
"Istanbul-Off-Spaces" co-exhibition, Kunstraum Kreuzberg/Bethanien, Berlin, Germany
co-exhibition "Interzone:Nation", Gallery Galzenica, Zagreb, Croatia
HEP Screening, LaSala in Cigunuela, Spain
HEP screening, Melbourne, Australia
"Varning för klämrisk", Solo Exhibition, Tegen 2, Stockholm, Sweden
to Ankara International Film Festival, Ankara, Turkey
2008
1st Int. Roaming Biennial of Tehran, Berlin, Germany
"Hög på Golvet" group exhibition at Tegen 2, Stockholm, Sweden
1st Int. Roaming Biennial of Tehran, Istanbul, Turkey
International Mail Art Project 2008, Conceptual Continuity
Supermarket 2008 Art Fair with Tegen 2, Stockholm, Sweden
2007
"Fear of god" co-exhibition, Hafriyat Karakoy, Istanbul, Turkey
"Bodrum Film Festival", Bodrum, Mugla, Turkey
"Jag, min husses hund" group exhibition, Tegen 2, Stockholm, Sweden
"Nightcomers" project in the 10th Biennial of Istanbul, Istanbul, Turkey
Scope NYC [PAM], Scope Art Fair, Lincoln Center, New York, USA
2006
co-exhibition "Labyrint" in Botkyrka Konsthall, Stockholm, Sweden
Artist's "Sann dialog" ("Real dialogue") contemporary art activity has been started. Stockholm, Sweden
Artist sent his videoperformance named as "Öppet brev till Migrationsverket" to Migrationsverket ("Open letter to Sweden Migration Board") 51', Stockholm, Sweden
2004
Artist given his art-object named as "För uppehållsstillstånd" to Migrationsverket ("For residence permission"), Istanbul, Turkey
co-exhibition "Bridge from east to west", BBK Karlsruhe, Germany
2003
co-exhibition of AIAP "Hal/iç" with work name the "Difficult sleep". Kadir Has University, Istanbul, Turkey
2002
co-exhibition "Arts Plastiques" in METU Spring Festival at METU Congre Center, Ankara, Turkey
co-exhibition "A travel into life" at Kargart, Istanbul, Turkey
2001
"Sometimes when I'm high, I watch TV", video performance screening, Dulcinea, Istanbul, Turkey
Artist's "Solitudo" contemporary art activity has been started.
A solo contemporary art exhibition with 210 participants: I want my mirrors. Dulcinea Istanbul, Turkey
2000
co-exhibition "Veritas Omnia Vincit", Istanbul, Turkey
Artist's "I want my mirrors" contemporary art activity has been started, Istanbul, Turkey
1999
"2th Interbalcanic Symposium of Visual Arts" and co-exhibition, Samotrache/Greece
1998
"...self", solo exhibition. Dulcinea, Istanbul, Turkey
co-exhibition "The Other", Istanbul, Turkey
1996
"Citypaintings", solo exhibition. Habitat II/NGO Forum '96 art activities, Istanbul, Turkey
Publication of book of poems: "Limpin Bird" (Aksak Kus) (168 page, 81 poem, 81 picture), Istanbul, Turkey
1995
Fourth Biennial of Istanbul, Istanbul, Turkey
co-exhibition "Young Activity/Borders and Beyong", Istanbul, Turkey
1991
Short film maker and director, ("Everything is as it is", 24', 16 mm. Included in TRT's "Young Cinematographers" programme), Istanbul, Turkey
Bugün tam adıyla “Türkiye linç yapılmış ya da linçe kalkışılmış mülki idare bölümleri haritası”nı dördüncü kez yeniliyor ve “Bitti dememek için!” başlığıyla yayınlıyorum.
Aynı Eylül ayında Radikal gazetesi Pazar Eki’nde kapağa taşımayı düşündüğü bir röportaj yaptı, ardından İMÇ televizyonu canlı yayın bağlantısıyla konuyu ekranına taşımak istedi. Bu son iki süreç sonuçlanmadı. İkisinde de bana aktarılan son özür cümlesi, özetle, editörlerin akan gündemin diğer konularını öne almayı yeğlemesiydi.
Bugünler “Nefret Suçları” kavramının yaygın tartışıldığı günler.
Geçtiğimiz günlerde, 15 ve 16 Şubat tarihlerinde Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi’ni de bünyesinde barındıran Sosyal Değişim Derneği’nin düzenlediği ‘Uluslararası Nefret Suçları Konferansı’, İstanbul, Taxim Hill Hotel’de yapılmıştı.
12 Ocak 2011’de verilen Siiirt Milletvekili Osman Özçelik ve 19 Milletvekilinin, başta cinsiyet temlli ayrımcılık ve nefret suçları olmak üzere ayrımcılık ve nefret suçları olmak üzere ayrımcılık ve nefret suçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi” Meclis Genel Kurulu’nca reddedildi.
27 Ekim 2011’de verilen İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 Milletvekilinin, medyanın ayrımcı yaklaşımının ve medyadaki nefret söyleminin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi Meclis Genel Kurulu’nca reddedildi.
26 Mart 2012’de verilen Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 22 Milletvekilinin, ayrımcılık ve nefret suçlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi Meclis Genel Kurulu’nca reddedildi.
23 Ekim 2012’de verilen İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 Milletvekilinin, nefret suçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi Meclis Genel Kurulu’nca reddedildi.
TBMM’ye 3 Aralık 2012’de CHP’nin verdiği “Nefret Suçları Yasa Teklifi” komisyonda görüşülmeyi bekliyor. BDP’nin 2 Ocak 2013’te grup önerisi olarak TBMM Genel Kurul gündemine getirdiği, “Nefret suçlarındaki artışın belirlenmesine ilişkin araştırma önergesi” reddedildi. Dün BDP’nin TBMM’ye sunduğu “Nefret Suçları Araştırma Komisyonu kurulması önergesi” reddedildi.
Ama tüm bu gelişmelerden daha önemlisi, bu dördüncü yenilemeyi yayınlamamın asıl nedeni, elbette ki, geçen hafta -umarım- her birimizin yüreğini ağzına getiren, Sivas Katliamı’nı hatırlatan görüntüleriyle kabuslar yaşattıran, HDK milletvekillerine yönelik Sinop ve Samsun linç kalkışmaları…
Bugün yayınladığım bu dördüncü yenilemeye “Bitti dememek için!”e, öncelikle Ağustos 2012’den bu yana gerçekleşen 32 yeni linç ve linç teşebbüsünü ekledim:
Ayrıca öncesinden farklı olarak bu son altı aylık süreçte yükümü, derdimi paylaşanlar oldu: Kimileri beni, kentlerinde olan, haritalarıma geçmeyen, bildikleri eski linç teşebbüslerinden haberdar ederken, kimi izleyenlerim de yaptıkları kişisel aramalarla ulaştıkları ve yine benim bu üç haritamda yeralmayan linç teşebbüslerinden haberdar ettiler. 2006 ile 2012 arasında gerçekleşen bu 17 linç teşebbüsünü de haritaya ekliyorum:
Çalışmamda ezici bir çoğunlukla ırkçı, milliyetçi, etnik ve homofobik nefret kökenli kalkışmalar, eylemler yeralsa da, özü gereği bir başka zamanda ve nedenle oluşsa bu niteliğe de sahip olacağına emin olduğum, olası suçlulara, sıradan insanlara yönelik linç kalkışmaları ve ne iyi ki boş olan kürt siyasal örgütlenmelerinin binalarına yönelik linç amaçlı saldırılar da yeralıyor. Çalışmalarım uzun süreli, özenli taramalara dayansa da, varsa atladığım linç kalkışma ve eylemlerini bana iletirseniz -ne yazık ki- onları da ekleyeceğim. Ne yazık ki hala, bir gün “Bitti!” diyecek olmaktan korkarım.
“Ortalık insan yüzü görmek için süpermarketlere gidip hiçbir şey almadan çıkan ama bu arada birileriyle iki cümle kurabilen, tittrek, ürkek, içine kapanık, yaban, çocuksu yaşlılarla dolu.” Hakan Akçura
İnsan ömrü refah seviyesine bağlı olarak uzuyor ya, bu tür bir refah aynı zamanda o uzayıp giden ömrü ne yapacağını bilememenin acıklı kaynağına da dönüşüyor. Ömrün ucu uzun, demiş zamanında, tecrübe edenler. Acaba toplumsal ve bireysel refah seviyelerini, yaşlılık günlerinin bir kâbusa çevrilmesine izin vermeyecek şekilde yeniden tanımlamak nasıl mümkün olurdu?
Daha somut soru ise şu: Kentsel dönüşüm, yaşlıların aileden kopmaksızın bakılması açısından nasl tasarlanabilir? Yeterince gerçekçi metin kaleme alınıyor bu konuda, ben de biraz hayal kurmuş olayım; elbet elden ayaktan düşen için kaygı duyan her insanı ilgilendirmesi gereken zaruri bir hayal.
Bir ayı geçti, İsveç’te yaşayan ve güncel sanat alanında eserler veren Hakan Akçura ile internet üzerinden bir söyleşi yapıyorum Dünya Bülteni için. Akçura’nın yoğun çalışmaları ve benim de internet bağlantılarımda meydana gelen aksamalar nedeniyle söyleşimiz umduğum süre içinde tamamlanmadı ama yakında yayında olacak. Söyleşimiz sadece sanat meselelerini kapsamıyor ve zaten gerçekleşme sebebi, hayatla ilgilenen bir sanat üzerine düşüncelere dalma vesilesi olmaktı benim açımdan.
Akçura Stockholm’de yaşıyor ve bakıcılıkla geçiniyor. Kendi ifadesiyle “yaşlı, her anlamda -konuşma, zeka, bedensel- engelli” dört insana 24 saat hizmet veren bir özel sağlık şirketi bakımevinde çalışıyor. Bu işi bulabilmesi bile çok zor olmuş, Türkiyeli bir göçmen olduğu için. Ancak kendisi hayat tarzıyla sanatsal faaliyetlerini bütünleştiren bir insan. Mesela, bakımevinde çalıştığı sırada molalarda balkondan gökyüzünü panoramik olarak fotoğrafladığı sahnelerle “Gökyüzü hepimizi sarıyor” başlığıyla sergi açarak, elimizde olanı görme, hiç görmediğimiz bir şeyi görecek şekilde gökyüzüne bakmayı hatırlatma gibi konularda manalı bir kurguya ulaşıyor.
Halihazırda son üç yüz yılın binlerce yerel gazetesini taramaya devam ediyor. Aslında tasarladığı tüm İskandinavya ve İzlanda’nın “saklı, dile getirilmeyen, hakkında cümle kurmak gerektiğinde de dönüştürülen, söylenti kılınan gizli tarihi”nin köklerinin gün yüzüne çıkması. Söyleşide de okuyacaksınız. İsveç topraklarında birkaç yüzyıl öncesine kadar toplum tarafından artık bir yük olarak görülmeye başlanmış olan yaşlı, güçsüz ve engelli insanlar pencereden yoksun izbe mekânlara adeta tıkılıyor, dahası, bu yalıtım da umulan hafiflemeyi sağlayamadığı için olsa gerek, bir zaman sonra da özel uçurumlardan atılıyorlarmış.
Bu özel uçurum konusunu ben önce metaformuş gibi algılamaya zorladım kendimi ve Akçura’ya yeniden sordum. Araştırmaları sırasında gerçekten de güçsüz ve sakatları attıkları ortak isimleri “ättestupa” olan birçok -onlarca- uçurumun varolduğu gizli bilgisine ulaştığını dile getirdi.
Beterin de beteri var. Aklıma Rus anarşist Piyort Tkaçyev (1844-1886) geldi. O yirmi beş yaşından büyük herkesin öldürülmesini talep ediyordu. (Kendisi 42 yaşına kadar yaşamış gerçi.)
Sanat eserleri üzerinden, gençlik yüceltilip yaşlılık değerleri hos görülürken, Avrupa’nın bir çocukluk çağına girmekte olduğunu savunmuştu, Ortega y Gasset. İskandinavya ülkeleri bağlamında yaşlılık sadece “gençlik ülküsü”ne özgü saplantılar ve “üretemez olma kusuru” yüzünden olmayan, aynı zamanda bir ortada bırakma geleneğinin ağırlığıyla da baş edilmesi gereken bir sosyal devlet sorunu. Çekirdek aileye ait mekânlarda olduğu kadar özel kurumlarda da yaşlıların bakımını ağırlaştıran iklim, edebiyata da yansıyor. İsviçreli yazar Maja Beutler’in “Flissingen haritada yok” isimli kitabındaki öyküler, “çelik-krom” soğukluğunu hissettiren bir yalnızlığa dönük çaresiz sorgulamalarıyla yaşlılığın kıyametini haber veriyor gibi geliyor bana, her okuyuşumda. Ölüm, yaşlılık, hastalık… Çocuklar daha iyi durumda da görünmüyorlar gerçi. Herkes kendi iç dünyasında çözümlemeli yalnızlığının sorunlarını sanki, kendine ait “tanrı”sıyla.
1973’te yayımlanan “Bizi aşktan koru” isimli kitabıyla çekirdek aileyi eleştiren, monogamiden “kurumlaştırılmış yamyamlık” diye söz eden Danimarkalı feminist yazar Suzanne Brogger 1990’larda aileye dönüşünün sebeplerini şu cümleyle özetlemişti: “Aile yaşlıları, çirkinleri ve hastaları bakıp koruyacak tek kurum”.
Çekirdek aile bencilliği, daracık insani ufkuyla korkunçtu; ancak artık ölü, sıradan, mutsuz bir orta sınıf ailesi bile, hiç yoktan iyi görünüyordu Brogger’e. Çünkü geçen yıllar içinde devletin, ailenin bazı görevlerini üstlenmişse de bunu lâyıkıyla yapamayacağı açığa çıkmıştı. Genç ve zengin insanlara göre tasarlanan ütopyanın geniş bile olsa cimri mekânlarına sığamıyorlardı, bakıma muhtaç yaşlılar. Benzeri açıklamaları nedeniyle “gerici” olmakla suçlanan Brogger, “Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, birçok bakımdan ihtiyaç duyduğumuz görüşler gerici gibi görünüyor. O zaman da insan susmayı tercih ediyor. Ama ben sorunlar var olduğu sürece onları ortaya çıkarmayı tercih ediyorum” diyerek kendini savunmuştu, Duygu Asena’nın yaptığı söyleşide. (Aynı dönemde Kadınca dergisinde kadınlara aile ilişkilerinde bencil olmayı ve özveriden kaçınmayı öğütleyen yazılar yazmakta olan Asena, Brogger’in cümleleri karşısında neler düşündü, bilinmez.)
Brogger’in tespit ve eleştirileriyle gösterdiği sorunlar bugün sosyal devletin başedemediği boyutlara ulaşmış görünüyor. İşte, Avrupa’da devletler, nüfus içinden oranları artarken daha bir külfetli olmaya başlayan yaşlıların bakımını ucuza getirecek çözümler arıyorlar. Almanya’da gündeme getirilen yaşlıların güney ülkelerindeki ucuz huzurevlerine intikali girişimleri bana bir bakıma Akcura’nın sözünü ettiği “attestupa” çözümünü çağrıştırıyor. Yaşlı nüfusunu başka türlü bir kendinden uzaklaştırma, uzaklara atma…
İsveç gibi müreffeh ülkelerde yaşlıların “evsizliği” bir mekân problemi olmaktan uzak üstelik. “Ergenlik yıllarından başlayarak hızla arası açılan ebevyn-çocuk ilişkisinin sonucu, yaygın olarak genç ve orta yaşlı nüfusun, yaşlıları, kendi ödedikleri vergilerie yaşayan, aslında yaşama hakkı olmayan insanlar olarak görebildiği bir toplumsal psikolojiye varabiliyor” diye anlatıyor Akcura. Bu toplu psikolojinin asal nedenleri ise daha derin bir yerlerde bulunuuyor olmalı.
Bunları yazarken elbet, bizler –yani daha güneyde yaşayan Müslüman toplumlar- çok daha iyi durumdayız, demek istemiyorum, ama yaşlılar konusunda duyarlığımız henüz umutsuzluğa kapılacak denli donuklaşmış da değil. Hatta eminim, şehirlerde yaşama alanları toplumsal değerler dikkate alınarak tasarlanabilse ve evler mahremiyeti gözetecek şekilde planlansaydı, aileler de parçalanma ve dağılma sorununa karşı daha dayanıklı olabilirdi.
Bugünlerde sözü hep kentsel dönüşüme getiriyorum, yine de öyle yapacağım: Çarpık Batılılaşmanın kentsel dönüşüm deneme-yanılma örneklerinde (sahiden metaforik bir şekilde de olsa) yaşlıları uçurumlarda kaybetmeye zorlayan bir gidişata yönelmemesi nasıl mümkün olacak?
Bizde aile bağları henüz mekân yoksulluğunun imtihanları karşısında büyük ölçüde direniyor. Yol yakınken, imkân varken kentsel dönüşüm projeleri, yaşlı hastaların aile içindeki yerini göz önünde bulunduran, aynı zamanda annelerin de hayatlarını kolaylaştıracak bir duyarlıkla hazırlanabilir.
Yaşlılar için dönüşsün kentler, “şehir” olsun. Herhangi bir belediye veya mimarlık örgütü yaşlıları baştacı edecek şekilde hazırlanmış projelerden söz ettiğinde, işte o zaman, kentsel dönüşüm faaliyetlerinin güvenilirliğini tehdit eden yalancı ve sahte gerekçeler karşısında çok sağlam bir tutumun da geliştiğini öğrenmenin sevincini yaşayacağım.
Igår i Stockholm, på Attendos “idé- och innovationsmässa” har jag haft en fotoutställning.
Från mässan
Utställningens titel var “Vilken tur! Himlen omfamnar oss!” och underrubriken var “utvalda bilder tagna av himlen under tre årstider från balkongen av en gruppbostad”. Utställda fotografierna har jag tagit på min arbetsplats/gruppbostadsbalkong när jag försökte ta lite luft under några [mitt livs mest krävande arbets] dagar, några minuters röktpauser [ja, man kan ta luft med cigarett].
Foto: Benita Pettersson
Jag har bestämt mig för att fotografera från samma punkt på balkongen efter en mycket gammal vana jag haft men jag hade inte tänkt att det skulle bli en utställning med denna hög av bilder som samlades. Även fast den främsta anledningen av flytten till Sverige var min kärlek, så var den främsta anledningen till att stanna i det här landet den himlen jag såg. Närhelst jag har behövt, har jag alltid tagit min tillflykt till himlen. Nu var det igen så, jag hade bara tagit min tillflykt till himlen. Det är allt!
När min arbetsgivare sade att de ville öppna en konstutställning på denna mässa och frågade mig som en konstnär som jobbar som vårdare -ni skulle inte tro om ni skulle få veta hur många konstnärer jobbar som vårdare i Sverige- om jag hade en idé, pratade jag om dessa bilder på halv-skämt, halv-allvarligt och presenterade dem. De ville verkligen ställa ut dem. När min arbetsgivare har dessutom ersatt kostnaden av tryckningen vilket i dessa dagar skulle vara en omöjlighet för mig, vägen till utställningen plötsligt öppnades. Tack vare dem.
Utställningen är min första fotoutställning. Alla dessa år har jag använt många fotografier på mina utställningar men aldrig har öppnat “en fotoutställning”. Alla bilder på denna utställning togs med en smart telefon kamera och har använt möjligheten av en app för att skapa panorama bilder av vissa.
Dessutom har denna utställning blivit den “mest besökta under en dag” utställning för mig -en viktig del av dessa var människor som var i behov av vård- och de gav fina kommentarer och uttryckte sin nyfikenhet, intresse och åsikt förutom beröm och gratulationer. Jag blev matt av att prata och berätta. [“Vet du Hakan, hur många av oss ska i morgon gå ut på arbetsplatsbalkongen som vi kan utantill efter ha vistats där i tiotals år och ska då titta ut på himlen som om vi aldrig har sett den förr?”]
Jag tänkte att det kanske är så att våra verk som ställs ut på icke-konst arenor får många fler svar, lockar mindre schablonmässiga och välkända kommentarer än annars.
Om ni har dessutom ha i åtanke att jag hade blivit väldigt trött efter flera dagars besök på olika konstnärers websidor och upptäckt till min fasa hur dessa sidor och information på dessa -enbart på engelska- var noga utformade utifrån ett syfte: att få EU fonder, så kan ni förstå att jag njöt ännu mer av den settingen som många skulle fnysa åt.
Nedan finns 37 utvalda bilder tagna av himlen under tre årstider från balkongen av en gruppbostad, som jag namngav efter datum och klockslag de var tagna:
Dün Stockholm’de bir özel sağlık/bakım şirketi olan Attendo’nun tek günlük “Yeni fikirler, buluşlar” fuarında fotograf sergim vardı.
Fuar’dan görüntüler
Sergimin başlığı “Ne şans! Gökyüzü hepimizi sarıyor!”, altbaşlığı ise, “Üç mevsim boyunca bir bakımevinin balkonundan seçilen gökyüzü kareleri“ydi. Sergilenen fotograflar, geçtiğimiz haziran ayından bu yana çalıştığım bakımevinin balkonundaki yoğun [yaşantımdaki en yorucu iş] günlerimde soluklandığım birkaç dakikalık sigara molalarımda [evet, sigara molasında soluklanılabilir] saptamayı seçtiğim gökyüzü hallerinden seçtiklerimdi.
Foto: Benita Pettersson
Evet, çok eski alışkanlığımla fotografları hep aynı noktadan çekmeye özen göstermiştim yine; ama aslında niyetim, birikecek, oluşacak toplam ile böylesi bir sergi açmak değildi. İsveç’te olmamın öncelikli nedeni aşkımsa, kalmamın ilk nedeni de gördüğüm gökyüzü oldu hep, ihtiyaç duydukça hep ona sığındım burada. Yine sığınıyordum sadece. O kadar!
İşverenim açılacak bu fuar için bir sanat sergisi aradıklarında, sanatçı çalışanlarından biri olarak [o kadar çok sanatçı bakıcılıkla geçiniyor ki İsveç’te, inanamazsınız!] bana bir fikrim olup olmadığını sorunca, yarı şaka, yarı ciddi bu alışkanlığımdan, çektiğim fotograflardan sözettim. Çok istediler bu sergiyi. Sağolsunlar bu aralar hiç karşılayamayacağım baskı sürecinin maliyetini de “elbette ki” yükleneceklerini söyleyince bu serginin yolu açılıverdi. Okuyanlar hatırlar, ilk Facebook sayfamda paylaştım şaşkınlığımı:
“Hani bahar, yaz, güz boyunca çektiğim ve birçoğunu burada da paylaştığım o gökyüzü panoramaları vardı ya, işyerinin baskı sponsorlüğüyle, Ocak ayında düzenlenen, binlerce kişinin varolacağı bir “sağlık, bakım alanında yeni fikirler fuarı”nda sergilenecek. 38 fotograflık bir seri olarak… Senenin ilk yeni sergisi! Duygusu matrak; hangi cebime koyacağımı daha bilemesem de hoş.”
Bu sergi, ilk fotograf sergimdi. Onca yıl, birçok fotografı tek tek birçok sergimde kullansam da daha önce hiç “bir fotograf sergim” olmamıştı. Bu sergimdeki fotografların hepsi bir akıllı telefonun kamerasıyla çekildi, birçoğu da da yine bir akıllı telefon uygulamasının desteğiyle panoramik kılınabildi.
“Ne şans! Gökyüzü hepimizi sarıyor!”, ayrıca şimdiye kadar bir gün içinde en çok kişinin gezdiği [ki önemli bir kısmı bakıma muhtaç insanlardı] ve övgü, beğeni dışında merak, ilgi, görüş cümlesi kurduğu sergim oldu. Konuşmaktan, anlatmaktan yoruldum. [“Kaçımız on yıllardır her karışını ezbere bildiğimiz işyerimizdeki o balkona çıkıp da hiç görmediğimiz bir şey gibi gökyüzüne bakacağız yarın, biliyor musun Hakan?!”]
Düşündüm, belki de kendiliğinden bir sanat mekanı, bir sanat merkezi, galeri olmayan yerlerde sergileyeceğimiz işlerimiz, daha çok geridönüş almaya, daha az hazır, bildik cümlelerle karşılanmaya hazır. İyi geldi.
Son günlerde değişik nedenlerle gezdiğim kimi sanatçılarımızın web sayfalarını salt ingilizce ve yeni bir uluslararası fon desteği almaya yönelik nasıl bir seçkin özenle hazırladığını görüp yaka silktiğimi düşünürseniz, birçoğunun dudak bükeceği bu halden keyif aldığım bile söylenebilir.
Aşağıdakiler de işte bu üç mevsim boyunca bir bakımevinin balkonundan çektiklerimden seçip, çekildikleri tarih ve saat, dakikayla imleyip sergilediğim 37 gökyüzü karesi:
Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülmesini ve buna bağlı olarak,sonradan Türkiye’de ortaya çıkan durumları gündeme getirmek üzere açılacak sergi, iki farklı mekânda yeralacak.
Bunlardan biri “Getronagan Lisesinden Yetişenler Derneği” ve diğeri de “Rumeli Han C Blok Kat 6”.
Sergi farklı disiplinlerden sanatçıların katılımıyla gerçekleşiyor.
Sergi açılışı: 19 Ocak 2013
Saat 16.00 – Getronagan Lisesinden Yetişenler Derneği Prof.Dr. Celal Öker Sokak No: 2 Harbiye / İstanbul
Saat 18.00 – Rumeli Han C Blok Kat:6 İstiklal Caddesi, Taksim-Beyoğlu / İstanbul
Katılan sanatçılar:
Ali Dirier, Aslı Kırbaş, Ani Setyan, Aslan Cem Şahin, Aydan Çelik, Barış Aydın, Barış Seyitvan, Barış Tallin, Belhan Bilge, Berkay Tezcan, Buket Güreli, Caner Karakaş, Cemal Demir, Cemil Cahit Yavuz, Çağrı Saray, Çiğdem Tölük, Deniz Gökduman, E. Sami Kızıltan, Eda Gecikmez, Emel Akın, Emre Zeytinoğlu, Extramücadele, Erkmen Senan, Eyüp Öz, Ezgi Yüksel Doğan, Firdevs Periloğlu, Fulya Çetin, Güven Mendi, Hakan Akçura, Hakan Gürsoytrak, Halil Yavuz Ertürk, Kadir Çıtak, Kemal Seyhan, Korkut Canpolat, Mehtap Yücel, Meliha Coşkun, Memet Güreli, Metin Karayağız, met-üst, Murat Akagündüz, Murat Germen, Mustafa Karyağdı, Nalan Ünal, Nazım Ünal Yılmaz, Nurseren Tor, Nova Kozmikova, Oğuz Haşlakoğlu, Ömer Araz, Özge Aydın, Rafet Arslan, Seçkin Aydın, Selçuk Fergökçe, Sevag Balıkçı, Seyhan Atamer, Şefik Özcan, Tan Cemal Genç, Taner Güven, Temür Köran, Tunca Subaşı, Turgut Yüksel, Vartkes Keşiş, Y.Kenan Çetinkaya, Yalçın Karayağız, Yavuz Kılıçer, Yonca Saraçoğlu, Zeycan Alkış
Belgeleme:
Cem Ersavcı, Eren Aytuğ, Fatih Pınar, Gülnaz Bingül, Ersoy Tan, Gülşin Ketenci, Jivan Güner, Kerem Uzel, Mehmet Kaçmaz, Muzaffer İris, Nazım Serhat Fırat, Nilgün Yurdalan, Nurcan Volkan, Nor Zartonk, Özcan Yaman, Polat Çağlayan, Saner Şen, Saygın Serdaroğlu, Serra Akçan, Tolga Sezgin, Volkan Doğar, Tülin Safi, Yavuz Karaburun, Yılma Doğu