Tornavideo (Screwdriver + Video = Screwdrivideo): The world, art and Ankara are changing


TORNAVIDEO*

World is changing…

Art is changing

So is Ankara…

Thanks to globalization, technology, informatics and the internet, we are close to every corner of the world through just a “click”. The borders are disappearing and the area is expanding. Apart from the artistic dimension of this situation, when we turn back to our life, it is not that easy and colourful in fact, especially for the ones living in big cities and metropolises. We waste our time running from one place to another because of some reasons such as work, school, shopping, social activities and so forth. In addition to affecting our life style, the conditions of this era and its heady speed naturally affect the scope of the current art and its application techniques as well.

The fact that technology, informatics and the Internet is constantly renewing and getting more widespread has also affected the techniques used in art. Thus, multimedia’ has become apparent in the production of art. Art works produced by using computer programmes like Photoshop, digital press on canvas or on different materials, digital pictures, e-mail, video and audio recordings, advertisement ( display poster, billboard, TV, etc.) are among the most widely used practice and presentation techniques. Besides, an interactive expansion via technology and the Internet has had a place in art practices. The aim is to make the audience actively participate in the process of art production by using internet or sometimes by live performances or such activities. By this way, the borders between artists and the audience will be replaced by interaction.

Different from the traditional understanding, presentation and exhibition are not restricted to the galleries any more. All indoor buildings and also outer space like streets, in other words every place which belongs to the public space, is now used for exhibition. This is because in the 21st century, most of us have neither time to spend years in front of a canvas for a painting, nor time to go to a gallery and see an exhibition

Due to the reasons discussed in detail so far, bars/ cafes and such places are among the most convenient places for exhibitions. Among these places, the most convenient one is undoubtedly the “Tamirhane (repair-shop)”. (We are getting tired at school, at work, on streets, we are getting exhausted. Each of us is like a machine; we need a repair-shop/ TAMİRHANE). As for the Tamirhane, it needs an activity that will expand its horizon. It needs – ‘TORNAVIDEO’.

With the Tornavideo activity, it is aimed to bring every sector together whether they are interested in art or not by attracting attention to the video art which is the focus of the contemporary art and also to the exhibitions in public space. By doing this, it is targeted that contemporary art practices will become more popularized and contribute to contemporary art practisers by creating an alternative space to exhibit their work. Besides, our all expectation is to get rid of the prostration by bringing a new insight into art practices in Ankara.

The Curators of the Tornavideo Activity
Funda ORUÇ, Uğur KARAGÜL

* TORNAVIDEO : Screwdriver + Video = SCREWDRIVIDEO

Artists: Ferhat Özgür, Gözel Radyo, Hakan Akçura, Maria Sezer, Nezaket Ekici, Ozan Adam and Şinasi Güneş


TORNAVIDEO Video-Art Activity, 15-22 January 2010

Place: Tamirhane, Tunalı Hilmi Cad. Bestekar Sk. 49/A Kavaklıdere-Ankara
Tel: +903124662142

Two “recording videos” of Hakan Akçura in this activity: “Catharsis” and “Rush Hour”

http://blip.tv/play/gpRIvJZsAg
http://blip.tv/play/gpRI3Z1fAg

Tornavideo: Dünya, sanat ve Ankara değişiyor


TORNAVIDEO

Dünya değişiyor…
Sanat değişiyor…
Ankara da değişiyor…

Küreselleşme, teknoloji, bilişim, internet derken dünyanın bir ucundan diğer ucuna bir “tık” kadar yakınız artık. Sınırlar kayboluyor, alan genişliyor… İşin sanal boyutu bir tarafa gerçek yaşantımıza döndüğümüzde hayatımız hiç de o kadar kolay ve renkli değil aslında, özellikle de büyükşehirler ve metropollerde yaşayanlar için. İş, okul, alışveriş, toplantı, sosyal aktiviteler vs. vs. vs… Zamanımızın çoğu bir yerden başka bir yere koşarken kaybolup gidiyor… Çağın koşulları ve bu baş döndürücü hız, yaşam biçimimizi etkilediği gibi, günümüz sanatının kapsamını ve uygulama tekniklerini de etkiliyor doğal olarak.

Uygulama konusunda, teknoloji, bilişim ve internetin sürekli kendini yenilemesi ve yaygınlaşması sanat üretiminde kullanılan tekniklere yansımıştır, böylelikle ‘multimedya’ sanat üretiminde kendisini göstermiştir. Bilgisayar ortamında photoshop ve benzeri programlarla üretilen işler, tual bezi veya farklı materyaller üzerine dijital baskılar, dijital fotoğraflar, e-mail, video ve ses kayıtları, reklam( afiş, billboard, tv vb.) yaygın olarak kullanılan uygulama ve sunum teknikleri arasındadır. Ayrıca teknoloji ve internet aracılığıyla interaktif bir açılım da sanat uygulamalarında yerini bulmuştur. Kimi zaman internet aracılığı ile kimi zaman canlı performans ya da benzeri etkinliklerle, izleyicinin de sanat eserinin üretim sürecine aktif katılımı sağlanmaya çalışılmaktadır. Böylelikle sanatçı-izleyici arasındaki sınırlar da yerini açık etkileşime bırakmıştır.

Geleneksel anlayışta olduğu gibi, sunum ve sergileme galeri mekânıyla kısıtlı değildir artık. Her tür iç mekân; bina/yapı, dış mekân; sokaklar, yani kamusal alana ait her yer sunum için kullanılan yeni mekânlar arasındadır. Çünkü 21. yüzyılda birçoğumuzun ne bir resim için tuval başında yıllarını verecek vakti var, ne de günlük koşuşturma arasında sergi ya da etkinliği izlemek için bir sanat galerisine özellikle gidecek vakti…

Yukarda uzun uzun değinilen sebeplerden dolayı, artık sergi için en uygun mekânlar arasında barlar/kafeler ve türevleri de yer almaktadır… Bu mekânlar arasında en uygunu ise “Tamirhane”dir şüphesiz. (Okulda, işte, sokakta, gün boyu yoruluyor, yıpranıyoruz… Makineler gibiyiz her birimiz, TAMİRHANE’ye ihtiyacımız var…) Tamirhane’nin ise eğlenirken öğreten, ufuk genişleten bir etkinliğe, yani “TORNAVİDEO”ya ihtiyacı var…

Tornavideo etkinliği ile, çağdaş sanatın odak noktasında olan video sanatı ve kamusal alanda sergilemeye dikkat çekerek, sanatla ilgilenen ilgilenmeyen her kesimi buluşturmak amaçlanmaktadır. Böylelikle, Türkiye’de çağdaş sanat uygulamalarının yaygınlaşması, mevcut çağdaş sanat uygulayıcılarının çalışmalarını sergileyebileceği alternatif bir alan yaratmak konusununda katkı sağlamak hedeflenmektedir. Ayrıca, Ankara’da yapılan sanat etkinliklerine yeni bir bakış açısı getirerek silkelenip, üstümüze yapışıp kalan memur bezginliğinden bir nebze olsun kurtulmaktır bütün ümidimiz…

Tornavideo Etkinliği Küratörleri
Funda ORUÇ, Uğur KARAGÜL

Uluslararası sanat ortamında aktif olan sanatçılardan, Ferhat Özgür, Gözel Radyo, Hakan Akçura, Maria Sezer, Nezaket Ekici, Ozan Adam ve Şinasi Güneş’in katılımları ile gerçekleşecek olan etkinlikte, sanatçıların animasyon, performans, video-art gibi farklı tür ve içeriklerde video çalışmaları sergilenecek.


TORNAVIDEO Video-Art Etkinliği, 15-22 Ocak 2010 tarihleri arasında bir hafta süresince izlenebilir.

Yer: Tamirhane, Tunalı Hilmi Cad. Bestekar Sk. 49/A Kavaklıdere-Ankara
Tel: +903124662142

Hakan Akçura’nın etkinlikte gösterilen iki “kayıt videosu”: “Catharsis” ve “Rush Hour (Paydos vakti)”

Catharsis from hakan akcura on Vimeo.

Rush hour from hakan akcura on Vimeo.

JİTEM var mı, yok mu?











Önemli not: Bu fotoğraf ve belgeler sadece yanı sıra “Abdülkadir Aygan arşivi / Hakan Akçura / open-flux.blogspot.com” kaynak bilgisi eksiksiz yeralırsa, yazılı, görsel ve elektronik medyada alıntılanabilir ve yayınlanabilir.

Genelkurmay Başkanlığı, Diyarbakır 3. ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda, başkanlık bünyesinde ”JİTEM” adında kurulmuş herhangi bir birimin mevcut olmadığını bildirdi.

Aralarında terör örgütü PKK itirafçılarının da bulunduğu 11 sanıklı ”JİTEM” davasında Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Jandarma Genel Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği ve ”JİTEM adlı bir birimin olup olmadığının, var ise hangi tarihte kurulduğunun, faaliyetine devam edip etmediğinin, iddianamede belirtilen kişilerin kuruluşa üye olup olmadıklarının” sorularını içeren yazının cevabı mahkemeye ulaştı.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan ve Genelkurmay Başkanı namına Ceza Hukuk İşleri Şube Müdürü Hakim Albay Orhan Önder imzalı yazıda, ”Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kurulmuş (JİTEM) adında herhangi bir birim mevcut değildir” denildi.


(29 Aralık 2009 tarihli gazeteler)

2009 yılı bitmeden, Genelkurmay hala JİTEM’in varlığını inkar ederken, yani ilk kez yayınladığım 2008 yılı haziran ayının üzerinden tam 18 ay henüz daha geçmeden “Gerçekler Bilinsin Yeter”i bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyor ve yeniden o zamanki cümlelerimle sesleniyorum hepinize:

“…videoyu -sadece Türkiye’nin sanat ve kültür ortamına değil, on yıllara yayılan acıların ve akan kanın tartışıldığı tüm gündelik yaşam zeminlerine de – sunuyorum. Tüm siyaset, medya, hukuk kimlik ve kurumlarının bir kez daha sorumluluk ve samimiyetlerinin sınanacağı bir döneme bahane olsun, tek tek her Türkiyeliye daha aydınlık bir gelecek için, gerçeğin bilgisi, gücü ve yolgöstericiliğini taşısın diye…”

“… Basın, medya, ülkede gelişen yaygın milliyetçilik ve ırkçılıktan payını aldı. Madem müşterim bu nitelikte, ben de ona göre yayın yapmalıyım diyerek, korkak, özgüdüm ve özsansürlü bir haberciliğe saptı. Bu utanç verici gazeteciliğin dışında kalan çok az sayıda örnek olduğunu çok rahat söyleyebilirim. ”Kadir’in hikayesi”, TSK, bünyesinde bir zamanlar bu ölçüde yasadışı bir cinayet şebekesi kurulduğunu kabul edene, bundan dolayı özür dileyene ve dönemin sorumlularının bulunması, yargılanması için elindeki tüm belge ve bilgileri açıklayana kadar, ya da ne bileyim, savcılarımız Kadir’in nerede olduğunu, şu anda ne yaptığını, zamanında ve şimdi kimlerin koruması altında olduğunu bu videoda ihbar ettiği katillerin yakasına yapışıncaya kadar hep ”yeni bir hikaye” olarak kalacaktır. Ne yazık ki!”

Hakkında sadece yayınlandıktan hemen sonra Tempo dergisinin cesur genç gazetecilerinin, Radikal’de Ahmet İnsel ve Sezgin Tanrıkulu’nun ve geçtiğimiz ay içinde ABD’de halk televizyon kanalı PBS’in Worldfocus programının haber yaptığı, oysa Türkiye’deki tüm belli başlı tv kanalı, gazete ve dergilerin bu 18 ay içinde defalarca izlediklerini bildiğim videoyu, sadece internet üzerinden hiçbir güçlü tanıtımdan, bilgilendirmeden destek -nedense- alamayarak 20 binin üzerinde insana ulaşan bu “JİTEM’in inkar edilemez varlığının en güçlü belgesini” bir kez daha sunuyor ve sizlere okurlarınıza, seyircilerinize karşı sorumluluğunuzu bir kez daha hatırlatıyorum:



“Gerçekler bilinsin yeter”

(Üç ayrı kimliğiyle Abdülkadir Aygan’ın ya da Türkiye’nin karanlık 22 yılının portresi)

Hakan Akçura
210.35 dakika
Stockholm, Haziran 2008






Önemli not: Bu videoyu, ticari olmayan kaygılarla, kişisel izlenme ve yükleme niyetiyle istediğinizce yaygınlaştırabilirsiniz.

Gazeteler, TV kanalları, haber siteleri, bu videonun akan ya da sabit görsellerini, ancak iznimle ve ismimi, eserin ismini ve yayınlandığı bu blog sitesinin linkini vererek yayınlayabilir. Aksine kullanım, cezai yaptırım nedenidir.

Vicdana seslenmekten vazgeçip farkındalığı yükseltmeyi istemek

Ece Temelkuran’ın Oya Baydar’a sorduğu soru bence de önemli:

“Ama yaşam ve siyaset deneyimi, eğitimi bu denli geniş ve derin olmayanlarda aynı yerde, aynı biçimde tınlamıyor bu sözcük. Vicdan kavramının karşılığı onların kafasında aynı içerikle oluşmuyor. Sonuçta ne oluyor? Çarşamba günkü yazıda söylediğim gibi, nereye çeksen oraya giden, nerede ararsan orada olan ama adresi hiç belli olmayan bir kavram üzerinden tarif ediyorlar insanlar pozisyonlarını ve meşrulaşıyor söyledikleri. Benim kızgınlığım buna.

Birkaç gün önce özel bir üniversitede konuk hoca olarak siyaset felsefesi dersine girdim. Öğrencilerden biri Muş’taki eski korucu olan manifaturacının kalaşnikofla DTP’li göstericileri taramasının “son derece haklı” olduğunu söylüyordu. Bahse girerim o anda o genç adama sorsaydım “Vicdansız mısın arkadaş sen?” diye, “Hayır” der ve kendisindeki vicdanın ne uçsuz bucaksız olduğunu anlatırdı. Sevgili Oya Baydar, derdim budur benim. Yani ya tuz da kokarsa?”

Bugün okuduğum iki haber var, birbirine bağlı. İkisi de ANF’den. Birincisi şu:

Gerilla cenazelerine insanlık dışı muamele görüntülendi

12:25

Şırnak’ın Cudi Dağı bölgesinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren iki gerillanın naaşı, askerler tarafından yerlerde sürünürken ve tekmelenirken görüntülendi.

Cudi Dağı bölgesinde Gündikê Remo köyü Pikera alanında 4 Aralık tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG gerillaları Metin Güleç (Zafer Cudi) ile Yakup Dellayimilan (Harun Betırs)’ın naaşları askerler tarafından yerlerde sürüklenip tekmelenirken görüntülendi.

Her iki gerillanın naaşı askerler tarafından ceset torbalarına yarı bir şekilde konulup başları ve ayakları dışarıda sürüklenirken, bir başka askerin ise onları tekmeledikleri görülüyor….

GERİLLA CENAZELERİNE İNSANLIK DIŞI MUAMELE GÖRÜNTÜSÜ

HPG’li Metin Güleç (Zafer Cudi) ve Yakup Dellayimilan’ın (Harun Betırs) cenazeleri, Güleç’in ablası Adile Güleç ve amcası Derviş Güleç’in de aralarından bulunduğu 40 kişi tarafından çatışma bölgesinden alınarak Dağkonak Köyü’ne getirilmişti. Şırnak Devlet Hastanesi morguna getirilen cenazelerden HPG’li Dellayimilan’ın cenazesi Doğu Kürdistanlı olduğu için hastanede kalırken, HPG’li Metin Güleç ise otopsi işlemlerinin ardından 11 Aralık günü 10 bin kişinin katıldığı bir törenle defnedilmişti.

ANF

İkincisi de bu:

HPG: Vahşet karşısında sessiz kalmayın!

4 Aralık tarihinde Cudi’deki bir çatışmada hayatını kaybeden iki gerillanın cenazelerine yapılan insanlık dışı uygulamalara ilişkin açıklamada bulunan HPG, Kürt halkını bu vahşet karşısında sessiz kalmamaya çağırdı.

8 Aralık’ta Tokat’ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin öldüğü gerilla eyleminden 3 gün önce gerilla cenazelerine yönelik yapılan insanlık dışı uygulamalar görüntülendi. Cudi Dağı bölgesinde Gündikê Remo köyü Pikera alanında 4 Aralık tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG gerillaları Metin Güleç (Zafer Cudi) ile Yakup Dellayimilan (Harun Betırs)’ın naaşlarının askerler tarafından yerlerde sürüklendiği ve tekmelendiği görüntülere yansıdı.

Askere yapılan eylemi ‘katliam’ diye nitelendirilenler, gerillanın cenazelerine dahi yapılan işkenceler karşısında hep sessiz kaldılar. Vahşetin görüntüleri bugüne kadar birçok kez yayınlansa da, toplumsal hassasiyetlere dokunabileceği endişesiyle, birçoğu da yayınlanmadı. İnsanlık dışı muamelenin en son görüntüleri bugün ANF’de yayınlandı.

Bu görüntüler ardından HPG Basın-İrtibat Merkezi bir açıklama yaparak, vahşete sessiz kalınmamasını istedi.

HPG şu açıklamada bulundu: ‘Demokratik sürecin önünü açmak ve Kürt sorununun çözümü tartışmalarına katkı sunmak amacıyla 13 Nisan 2009 gününde ilan ettiğimiz eylemsizlik kararımıza gerilla cephesi olarak sonsuz bir duyarlılık ve bağlılıkla yaklaştığımız halde, TC sistemi ve onun faşist ordusu tarafından gerillalarımızın imhasını amaçlayan askeri operasyonlar, Önder APO’nun yaşam koşullarına saldırılar ve demokratik kurumlar ile halkımıza yönelik olarak baskılar gün geçtikçe arttırılarak devam ettirilmiştir.

Basına da yansıdığı üzere, son olarak 4 Aralık günü Şırnak’ın Cudi alanında çıkan çatışmada şahadete ulaşan Zafer (Metin Çülaç) ve Harun (Yakup Dellayimilan) arkadaşlarımızın naaşlarına yönelik olarak faşist TC askerinin içerisine girdiği saldırgan tutum, hükümetin ve ordunun ne kadar vahşi bir yaklaşım içerisinde olduklarını gözler önüne sermiştir.

Ölü bedenlerimize bile küfrederek, tekmeler sallayarak yerlerde sürükleyerek insanlıkla hiçbir alakası olmayan saldırıda bulunan TC sistemi şunu iyi bilmelidir ki HPG gerillaları şehitlerine ve varlık gerekçesi olan değerlerine kopmaz bağlarla ve duygularla bağlıdır. Yayınlanan görüntülerde uygulanan insanlık dışı tavırlarla HPG’yi test etmek isteyenler tarihten doğru dersler çıkartmalıdırlar.

Yine Tokat’ta gerillalarımızın yaptığı eylemden sonra insanlık çığırtkanlıkları yaparak hareketimizi terörize etmek isteyen kesimler, Tokat eyleminden daha 3 gün öncesinde çekilmiş olan bu insanlık dışı görüntüleri dikkatle izlemelidirler.

Halkımızın tümden imhasını hedefleyen bir politik-askeri projenin, açılım ve demokratikleşme adı altında kamuoyuna sunulması, egemen sistemin, hareketimizin çözüm adımlarına karşı yapmış olduğu bir manevra ve göz boyama olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bizler HPG olarak şehitlerimizin anılarını Apocu fedai çizgimizde yaşamsallaştıracağımızın sözünü bir kez daha veriyor ve tüm kamuoyunu bu vahşet karşısında sessiz kalmamaya davet ediyoruz.’

ANF

Ben bu iki haberin içinde ve gölgesinde dolaşan herkesin kendince yeterli gördüğü bir “vicdanı” ve bu vicdanla birlikte “seçtiği bir konumu” olduğunu düşünüyorum. Askerlerin de, gerillaların da, izleyen halkın da, bu haberi okuyan birçok türk ve kürtün de… Bu vicdan ve duruşlar çoğunlukla, çok basit bir ilkellikte soluk alıyor, barış buluyor, ama bir yandan da karmaşık ve “cahil” bir algı ve bilinç durumundan güç alıyor.

Başka bir ülke yok.

Baydar’ın yazıp, Temelkuran’ın da alıp ötesine geçmeye çalıştığı cümleler:
“Eksik bildiğimiz, yalan yanlış uyguladığımız sınıf siyaseti ya da sınıf mücadelesini tek tek somut insandan ve vicdandan soyutladık.”

Tam da o zamanlardan kalan, yani bu soyutlamanın sonuçlarıyla ne kadar yüzleşip, yüzleşmediğini bilemediğim etkin ve önde tüm muhaliflere ve bu soyutlamayı yaşamayan, daha yeni ve analitik düşünce kapasitesi daha yüksek olan genç muhaliflere ancak şunu söyleyebilirim:

Vicdanlara seslenilmemeli, farkındalık yükseltilmeli.

Varolan, ne kadarsa o kadar entelektüel muhalif (türk, kürt, yahudi, ermeni hepsi) bir “Barış ve demokratik cumhuriyet” cephesi oluşturmalı. Olabildiğince olgun ve esnek bir karar ve eylem organı olan. Nasıl bir barış, demokrasi ve cumhuriyet istediğini çok yalın ve basit cümlelerle ifade edebilen. Bu ifadeye katılan herkese açık olan. Solcu olmayan, sosyalist olmayanlarına da…
Bu yapı, bu basit ve yalın cümleleri yaygınlaştırmalı. İnsan, insan…

Artık başka ve daha solda bir yolu yok sürecin.

Varılır o barışa ve demokrasiye yakın bir yere, gerekirse epey savaşarak, yığın gösterileriyle, hep öğrenerek ve ulusal dayanışmayla.
Ondan sonra daha sola gitmek istemenin bir anlamı ve oluru yeşerir.
Ama ancak o zaman!

O sınıflarda o çocukların haklı bulduğu şeyler yaşanıyor bu ülkede ve o çocuklar gerçekten kendilerince vicdanlı ve seçilmiş duruşlarıyla soluk alıyor bu ülkede. Sayıları ise 50 milyondan fazla.

Bizi bekleyen iç savaş değil, değişik kent katliamları ve internet çağının ilk olağanüstü hali olmasa da ilk sıkıyönetimleri diye korkuyorum ama diğer ihtimal da daha iyi değil aslında.

"Öteki Sinema" 2009'da "Gerçekler Bilinsin Yeter!"i de keşfetmekten mutlu


“Öteki Sinema” sitesi yazarları kendi aralarında, “2009 yılında keşfettiğimiz filmler” başlıklı bir soruşturma yapıp yayınladı. Soruşturmaya liste sunan yazarlardan Serdar Kökçeoğlu’nun 10 filmlik listesinde “Gerçekler Bilinsin Yeter!” de yeralmakta. Kökçeoğlu, “Gerçekler Bilinsin Yeter!”i, “adından da anlaşılan meselesi ve interneti kullanış biçimiyle” seçtiğini yazıyor. Sağolsun!
Serdar Kökçeoğlu’nun 2009’da keşfettiği ve önemsediği diğer filmler ise şunlar:
“Antichrist (2009)
Pontypool (2008)
District 9 (2009)
Home (Ursula Meier/2008)
Paranormal Activity (2007)
Tôkyô Sonata (2008)
Momma’s Man (2008)
Yaşam Arsızı (2009)
Themroc (1972)