Tempo: Cesurum, cesursun, korkağız

Hafriyat Karaköy’de ilginç başlıklı bir afiş sergisi var: Allah Korkusu. Sergi, başlığı dolayısıyla, çeşitli basın organlarının hedefi oldu. Allah’ım gerçekten korkunç!

Hafriyat, aynı dertlerden mustarip bir grup ressam ve heykeltıraşın, bir araya gelerek oluşturdukları özerk, sivil bir grup hareketi. Geçen sene Alternatif Seçim Afişleri diye bir sergileri vardı, hoştu. Sanatçıların sokakla, bizle ilgilenmesi iyi oluyor.

Grup bu sene, normal şartlar altında bir araya gelmeleri, yan yana kullanılmaları gerekmeyecek ama uzun zamandan beri biri diğerinin tam tersiymiş gibi algılanan, böylelikle birbirlerini en iyi anlamlandıran kavramlar üzerine düşünmüş. Anıtkabir, Kâbe, Müslümanlık, laiklik, Hz. Muhammed, Atatürk…

Şöyle bir bakalım. Sergideki afişlerden biri, bir kadın giyim markasına ait: Merve Giyim. Che tişörtü giymiş tesettürlü biri var. Altında peruklu kadınlar, yanında “Üniversiteli bayanlar için peruk gelmiştir” yazıyor. Bir afişten çok dükkân vitrini gibi aslında ama olsun. Bir iş; enter tuşunun üzerinde tövbe yazıyor. Bu enter tuşunun üzerine yazılmadık şey kalmadı aslında ama tövbe güzelmiş. İnternet üzerinde günah çıkarma sitelerinin gündemde olduğu bu zamanda hedefi vuruyor. Bir başka iş; siyah bir kâğıdın üzerinde ‘Korkma! Benim’ yazıyor. Afişlerden biri Atatürk’ün putlaştırılması ile ilgili. Afiş, Murat Belge’nin “Kemalizm bir ibadet biçimidir” sözünden destek almış ama aslında bastona ihtiyacı yok.

Afişlerden bazıları gerçekten hoş. Yalnız söylemeden edilmeyecek bir şey var. Önce, Hafriyat’ın basın büteninden bir bölümü sizinle paylaşalım: “Dini tecrübe; yani varoluşun bu olmazsa olmaz iç tecrübesi, hayatımızdan uzaklaştı. Kaybolması mümkün değil, ama uzaklaştı. Oysa dış tecrübeyi, yani gündelik hayatı, insan ilişkilerini besleyen budur. Maatteessüf din de geçici hayatın sel sularının altında kaldı. …

Dış görünüş dinle ilgili konumun birinci derecede belirleyicisi sayılabiliyor, dini tecrübenin mutlaklığı, ismi konulmazlığı, tarife gelmezliği unutuldu. Pek kimse bu tecrübenin gerektirdiği emeği vermeye hazır değil.” Görünen o ki tutunacak dalımızın kalmadığı bugünlerde Hafriyat da inanmaya ihtiyaç duyuyor.

Yazının başında, Hafriyat’ın ‘Allah Korkusu’ başlıklı sergisi bazı basın organlarının tepkisini çekti demiştik. Üstelik sadece ismi yüzünden.

Tuhaftır, Hafriyat’ın şu sıralar yaşadığı deneyim bütün bir sergiden daha etkili yukarıda bahsettiklerinin anlaşılmasında. Sergide fotoğraf çekmek istediğimizi, basın olduğumuzu duyar duymaz dehşete kapılıyorlar. Korkunun dehşeti. Bu korku, haklarında çıkacak haberi önceden görmek, kontrol etmek istemelerine yol açıyor. Korku içinde olmak medeni insanlar için doğal bir durum değil. Biz neden böyle olduk? Allah’ım sen bizi koru.

Seda Arıcıoğlu
15 Kasım 2007

Referans: Atatürk Korkusu soruşturma açtırdı

Polisin korumak için geldiği ancak sanatçıları hakkında soruşturma başlattığı ‘Allah Korkusu’ sergisine dair tartışmalar sürüyor. Vakit gazetesi sergiyi hedef göstermediğini savundu.

Hafriyat Grubu’nun 10 Kasım’da “Allah Korkusu” ismiyle açtığı Hafriyat Karaköy sergisine ilişkin tartışmalar sürüyor. Vakit gazetesi sergiyi hedef göstermediğini savunurken serginin küratörü Deniz Erbaş, gazete çalışanlarının sergiyi görmeden önce haber yaptıklarını söyledi.

Vakit gazetesinin 5 Kasım’da “Küstah sergi” başlıklı haberi üzerine serginin kapıları polis tarafından açıldı. Vakit yaptığı yayınlarda, “Sanatçıların çalışmaları dinlerine duydukları inaçla ilgili deneyimlerindeki değişimi ve hasarı anlatacak” diyerek, serginin amacının provokasyon olduğunu savundu. Ancak, sergiye koruma isteyen Hafriyat Grubu’nun başına daha ilginç bir olay geldi: Koruma amaçlı gelen polis “Atatürk’ün Yokluğu” başlıklı çalışmaları bulunan sanatçılar hakkında soruşturma başlattı. Bunun üzerine bir sanatçı posterini geri çekti.

‘Vakit görmeden yazdı’

Hafriyat Grubu, tüm bu olanlardan sonra bir deklarasyon yayımlayarak “Serginin ‘Allah Korkusu’nu kapsamasının amacı hükümetlerin korkuyu nasıl kullandıklarını araştırmak. Onlar, insanları Müslüman, Hıristiyan, ateist, Kemalist, İslamcı, Doğu, Batı diye sınıflandırıyor… Kimlikleri bu şekilde tanımlamayanlara hoşgörü yok” dedi.

Serginin küratörü Deniz Erbaş, Vakit’in yorumlarının yalan olduğunu belirterek “Biz kimseyle bu sergi hakkında konuşmadık ve yorum da yapmadık. Vakit sergiye ilişkin haberi sergi açılmadan önce yazdı ve çalışanları bu sergiyi görmedi. Hafriyat, bunun provokatif bir sergi olmasını planlamadı” dedi. Vakit Gazetesi Haber Şefi Muharrem Coşkun, sergide İslam dinine inanan insanları yaralayacak posterlerin bulunduğunu savundu.

Çifte standart iddiası

Coşkun, “3 poster Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal Atatürk hakkında. Bu noktada şu soruyu sormak lazım: Neden Atatürk’ü rencide eden posterler hakkında soruşturma açılırken Allah ya da İslam’la alay eden posterler hakkında soruşturma açılmıyor. O da sadece Allah’ın yarattığı varlıklardan biri. O kanunla korunan sınırlı sayıdaki insandan biri. Bu yüzden belki de ‘Atatürk Korkusu’ isimli bir sergi yapılmalı. Sergide türbanlı bir kadının posteri var ama diğer dinlerle ilgili hiç poster yok” dedi.

Kimseyi hedeflemediklerini söyleyen Coşkun, sanatın inançları eleştirmemesi gerektiğini savunarak “Ben silik bir Atatürk yüzünün bulunduğu ve altında ‘Kemalizm bir tapınma yoludur’ yazan posteri beğendim” dedi. [Bir dinsiz, imansız ile Vakit Gazetesi Haber Şefi’nin buluşacağı tek nokta mı ne! H.A.]

Suma Sanat Galerisi’nin küratörü Beral Madra ise “Her dinde olduğu gibi İslam’da da din, insanla Allah arasındadır. Tüm bunların neden tartışıldığını anlamak imkânsız. Onlar sergiyi ziyaret etmeden hedef alıyorlar” diye konuştu.

Sergiyi henüz görmediğini belirten Madra, “Bugün her şey online yollanabiliyor ve biz her türlü bilgiye erişebiliyoruz. İfade özgürlüğüne sınırlama koyanlar, teknolojiyi durdurabilecek mi? Bu topluma bir hakarettir” dedi. Farklı inançlara sahip 15 sanatçının çalışmalarının yer aldığı sergi 2 Aralık’a kadar açık kalacak.

Referans
16.11.2007

Cumhuriyet: "Acaba Atatürk 'e başkaldırı mıymış, saygısızlık mıymış? İncelesinler."

Kültürel değişimlere ilişkin

Son günlerde sergilerde bir çoğalma söz konusu. Sergileri destekleyen yayınlar da arttı. Gelecekte geriye dönüp o sergiyle ilgili bilgiye yeniden ulaşabilmemiz için çalışmalar yapılıyor.

Madem ki sanatın birincil uğraşısı insandır, o halde dinlerden savaşlara kadar tüm yaşanmışlıkların sanatça kullanılagelmesi doğal değil midir? Sanatı onun içselliğidir, kısıtlanamaz. Günün koşullarına bağlı üretilmiş bir yapıt için söylenecek söz, ancak onun sanatsal başarısıyla ilgili olabilir. Ekim, kasım aylarında izlediğimiz sergilere bakalım: “Mahrem” bunlardan biriydi. Dinsel eksenli bir bakışla örtünme neydi? Kamusal alandaki örtünme neye işaret ediyordu? Yüzyıllardır insanlar örtünmeyi kullanmış olamazlar mıydı? Sergi çarpıcı ve estetikti. Santralistanbul’da biraz kendi halinde sürdü ve bitti. Bence daha uzun izlettirilmeliydi, daha çok izlenmeliydi.

Günümüz Türkiye’sinin sanatçısını birçok konuda etkilediğini gösteren bir başka sergi ise Karaköy Hafriyat’taydı. Sergi Cumhuriyetimiz, dinsel gelişmeler, bağlantılar, bağımlılıklar, özgürlükler gibi olgularla kavram karmaşaları nasıl yaratılır sorusunu yanıtlıyordu. Hafriyat Sanat Grubu ‘Allah Korkusu’ na ilişkin üretilebilecek değişik söylemler için afişi kullanmıştı. Söz konusu olan Tanrısal gücün afişlerle anlatımıydı. Bilinen, ancak sanatsal bir ortamda yeniden dillendirilen bir konu. Ancak sergi yeni bir tartışma ortamı doğurmuş durumda. Hakan Akçura’ nın afişi polisçe incelemeye alınmış bile. Acaba Atatürk ‘e başkaldırı mıymış, saygısızlık mıymış? İncelesinler. Dediğimiz gibi sanatçının insandan, yaşamdan, sosyal, siyasal olaylar ve olgulardan etkilenmesi, onları kullanması olağandır. Popülist ya da sansasyonel de olabilir. Şu sıralar Siemens Sanat’ta sürmekte olan “Olağandan Sonra: Şimdiki Zaman” sergisinde ise Şenay Kazalova ve Ali Hassoun Doğu – Batı eksenli düşünmüşler. “Bu sadece bir çift göz eşliği” deyip geçmeyin; onlarca izlenmek, onlarla olmak gibi. Kuşkusuz görüntülerin izdüşümü anlamı pekiştiren bir kurgu olarak belleğinize yerleşecektir. Sergiyi 21 Aralık’a kadar gezebilirsiniz.


Ümran Bulut

3 Aralık 2007
Cumhuriyet

UPSD: Özgür bir ülkede yaşanmaması gereken tartışmalar

Hafriyat Grubunun Değerli Sanatçı Üyeleri;

Kamuoyuna yoğun olarak yansıyan şekilde açtığınız serginin aşırı dinci çevrelerden aldığı tehdit ve tacizler ve sizleri korumak için davet ettiğiniz emniyet görevlilerinden gelen beklenmedik tepkiler sonucu serginiz, özgür bir ülkede yaşanmaması gereken tartışmalara sahne olmuştur.

Düşünce özgürlüğünü tehdit eden bu üzücü olaylar karşısında tabii ki UPSD her zaman olduğu gibi, sanat ve sanatçı haklarının ve demokratik anayasal bir hak olan ifade özgürlüğünün yanında yer almaktadır. Bu doğrultuda gurubunuz üyelerinden dostum Hakan Gürsoytrak’a telefon ve mesajla ulaşmaya çalıştım ancak bir yanıt alamadım. Belki bu mesaj elinize geçmemiştir diye düşünerek size bu konuda üzerimize düşen desteği vermeye hazır olduğumuzu bildirir bu vesileyle düşünceyi ifade özgürlüğü ve eleştiri özgürlüğünün sanat ortamının vazgeçilmez bir bütünsel hakkı olduğunu bir defa daha size ve sanat ortamımıza duyurmak istiyoruz. Buna benzer sorunlar yaşayabilecek Yurdun her ilinde yaşayan tüm sanatçılarımıza da, bizi bu gibi durumlarda derhal haberdar etmelerini rica ediyoruz.

Sayın “Hafriyatçılar” bu konuda bizimle paylaşmak isteyeceğiniz bilgiler için Yönetim Kurulu olarak sizinle görüşmeye hazır olduğumuzu bildirir, sevgilerimizi ve en iyi dileklerimizle sunarız.

AIAP UNESCO
TÜRKİYE ULUSAL KOMİTESİ
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği

Yönetim Kurulu Adına
Başkan

Bedri Baykam,
Yönetim Kurulu
Bahri Genç
Nurettin Erkan
Nilüfer Ergin
Tülin Onat
Pınar Yeşilada
Rüçhan Şahinoğlu

Ahu Antmen: Korkunun ecele faydası yok!

Hafriyat, ‘Allah Korkusu’ başlıklı sergisinde ünlü-ünsüz, genç-yaşlı her kuşaktan sanatçı, tasarımcı, yazar, çizer ve ‘söyleyecek şeyi olanlar’ı afiş gibi ‘bildiri’ boyutu taşıyan bir mecrada kendi düşüncesini açıklamak üzere bir araya getirmiş

21/11/2007-Radikal

Türkiye’nin bazı kültürel iç dinamiklerini algılayabilmemizi sağlayan başlıca olaylar arasında, sanata ve sanatçıya yönelik tepkiler geliyor. Son bir örneğini, sanatçı topluluğu Hafriyat’ın ‘Allah Korkusu’ başlıklı afiş sergisinde gördük. Vakit gazetesi sergiyi daha açılmadan hedef gösterince olaylar birbirini kovaladı (Bkz. Radikal, 14 Kasım 2007). Bizde ta 20. yüzyılın başından beri âdettir: Hadi Cumhuriyet’in ilanından önce çıplak model yüzünden dinci çevrelerin Akademi’nin kapısına dayanmasını anladık diyelim, Cumhuriyet’in 50. yılı için yapılan ‘Güzel İstanbul’ heykeli bile, “Müslüman Türk’ün ahlakını bozduğu” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Bu gibi olaylarda halkı galeyana getiren, gazetelerde çıkan yazılardır. Ayrıca ülkemizde, ‘resmi ağız’lardan çeşitli heykellerin içine tükürülmesi gerektiğini de duymuşuzdur. Bu açıdan bakıldığında ‘Allah Korkusu’ sergisi ve etrafındaki olaylar, sergideki afişlerden çok Türkiye’deki bazı tabuların ve bu tabularla nasıl başa çıkılamadığının bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Tartışmak hakaret mi?
Aynı sergide Atatürk’ün putlaştırılmasını eleştirmek isteyen bazı afişlerin incelemeye alınmış olması ise, olaya yeni bir boyut daha getirdi. Yani siyah-beyaz her tarafın tepkisini çekecek bir tablo var ortada. Vah haline Hafriyat’ın!.. Sen misin sergi açan, Türkiye’nin korkularını sorgulayan!.. Bunu sansürsüz, oto sansürsüz ve sansasyonsuz yapabileceğini sanmak, ne haddine! Bu arada bütün yaygaranın, kuşkusuz Hafriyat’ın daha sergiyi planlarken bile tahmin etmiş olabileceği gibi, serginin adından çıktığının altını çizelim. Giderseniz göreceksiniz: Tanrısal güç karşısında küçücük ve çaresiz hissediş üzerine o kadar çok afiş var ki, kavramı bu kadar düz mantıkla görselleştiren bu işlerin neresi hakaret içeriyor diye şaşırabilirsiniz. Tipografik bilgisayar hileleriyle modern bir tür kaligrafiye öykünen salt biçimsel temelli afişler de çok sayıda. Sergiye konulmama kararı alındığını duyduğum bazı işler nasıldı, nelere değiniyordu bilmiyorum ama serginin, bu haliyle, ne tavrıyla ne sanatsal boyutuyla öyle çok iddialı olmadığını söylemek mümkün. Ayrıca 2000’li yıllarda, bir çocuğun babasını tanrısallaştırması üzerine kurulan bir imge (Aybeniz Esen) ‘Allah’a hakaret’ sayılabiliyorsa; öte yandan Atatürk’ün tanrı değil insan olduğunu vurgulayan görüntüler (Extramücadele, Hakan Gürsoytrak) Atatürk’ün değil, bir tür ’12 Eylül Atatürkçülüğü’nün sorgusu olarak algılanamıyorsa.. eh ne diyelim, gerçekten her koldan bir tehdit var ortada. Bu arada, yeri gelmişken akla gelen bazı sorulara yanıt arasak: Atatürk’ü ulusça tanrısallaştırdığımız gerçeğini kabul ettiğimizde Atatürk’e hakaret mi etmiş oluyoruz?

Özellikle 12 Eylül sonrasında, ticari kaygılarla gerçekleştirilen pek çok kötü Atatürk anıtını beğenmiyorsak, bunlara karşı çıkıyorsak, Atatürk’e hakaret mi etmiş oluyoruz? Atatürk’ün imgesinden çok, bıraktığı mirası, örneğin bir Resim ve Heykel Müzesi’ni korumamız gerektiğini düşünüyorsak, Atatürk’e hakaret mi etmiş oluyoruz? Özetle söylemek istediğim: Son dönemde Atatürk imgesine yönelen sanatçıların ideolojik duruşunu bilmiyorum, dahası bazılarının salt tabulara saldırmak adına bazen vurkaç işler ürettiğini de düşünüyorum, ama cevaplarını aramamız gereken bazı sorular açtıkları ortada. Bu konuları tartışınca, düşününce, Atatürk’e hakaret mi etmiş oluyoruz?

Oto sansür daha kötü
Hafriyat, ‘Allah Korkusu” sergisinde ünlü-ünsüz, genç-yaşlı her kuşaktan sanatçı, tasarımcı, yazar, çizer ve ‘söyleyecek şeyi olanlar’ı afiş gibi ‘bildiri’ boyutu taşıyan bir mecrada kendi düşüncesini açıklamak üzere bir araya getirmiş. Ve belli ki, bir sanatçı öyle ya da böyle düşününce kurduğumuz dünyalar başımıza yıkılacaksa, zaten hepimizin vah haline, demek istemiş. Sansür kötü, oto sansür daha kötü, ama en kötüsü, en çok konuşmamız gereken konularda bile geriye kalanın nedense hep sansasyon, salt sansasyon oluşu. ‘Allah Korkusu’, 2 Aralık’a kadar Hafriyat Karaköy’de.