Allah Korkusu'na suç duyurusu… Savcılığa okunması için yolladığım ifadem…


“Kemalizm bir ibadet biçimidir. (Murat Belge’den)”/Hakan Akçura/
2007/Afiş, 70 x 100 cm.

Karaköy Hafriyat’ta 10 kasım 2007 cuma günü açılan “Allah Korkusu” sergisinde yeralan ve “Kemalizm bir ibadet biçimidir. (Murat Belge’den)” ismini taşıyan afişim hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu öğrendim.


Hafriyat sanat grubunun avukatları eliyle bugün Cumhuriyet Savcılığı’na yolladığım ifadem aşağıdadır:


Sayın Savcı,


Hafriyat Karaköy’ün düzenlediği “Allah Korkusu” sergisinin basına da açıklanan çağrı metninin üçüncü maddesinde geçen “Atatürksüzlük korkusu,” yaptığım işi üzerinde temellendirdiğim korkudur.


Afiş tasarımımı, Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri olduğunu düşündüğüm, düşünür, yazar, Prof. Murat Belge’nin gazeteci Berat Günçıkan’la yaptığı söyleşisinin şu cümlelerinden ilham alarak yaptım:


“Bizde de Cumhuriyet’le birlikte oluşan ideoloji tamamen seküler bir alternatif değildir. Kemalizm bir ibadet biçimidir. Dünya tarihinde kısa bir yer tutsa da, bu sekülarizasyon sürecine girmiş olmak, Allah’ı kaybetmiş olmak demektir…” (Murat Belge/Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik, Söyleşi: Berat Günçıkan, Agora Kitaplığı, Mart 2006, sayfa 15)


Bu cümleler tümüyle katıldığım cümlelerdir.


Afiş tasarımım bir soyutlamadır ve adı bu söyleşiden alıntılanmıştır: “Kemalizm bir ibadet biçimidir.”


Murat Belge’nin bu sosyo-politik saptamasının gündelik siyasi yaşantıda bire bir yansımalarını gördüğümüz günler yaşamaktayız.


Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisi Kemalizm’dir ve paradoksal olarak devletin, ordunun ve bu resmi ideolojinin takipçisi olan insanların siyasal islama karşı çıkışlarında Atatürk bir peygamber gibi anılmaktadır.


Afişim, tam da bu çelişkinin dışavurumudur. İslamın tabu kıldığı, kendi peygamberinin suretini çizdirmeme inancı, bana göre, artık tüm bu Atatürk takipçilerinin de sahip olabileceği bir inançtır. Birbirine çok karşı gibi görünen radikal islamcılar ve anti-demokratik kemalistler aynı tapınma biçimiyle davranmaktadır.


Bu inançla, bu ibadet biçimiyle, Mustafa Kemal, ulusal kurtuluş savaşının başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olmaktan çok farklı bir kimliğe bürünebilmiş, saldırgan, savaş yanlısı adımlar, anti-demokratik yaptırımlar, hatta yeni bir askeri darbe ihtimali “Atatürkçülük” adına savunulabilir hale getirilmiştir.


Bir sanatçı olarak, ülkemin tek tek tüm bireylerinin, toplumsal katmanlarının ve kurumlarının dinle, ideolojilerle, etnik, ulusal, kültürel önyargı ve inanç sistemleriyle ilişkisi, ilgilendiğim, tartıştığım, kendi bakış açılarımı sunduğum, benle birlikte, yarattıklarımla birlikte yeniden tartışılmasını istediğim bir zemindir.


Bunu yapabileceğim ve sergileyebileceğimi düşünmem, düşünme ve düşündüklerimi iletme özgürlüğümün, bir sanatçı olarak yaratma özgürlüğümün, ötesi insanlık hakkımın doğal sonucudur.


Saygılarımla…


Hakan Akçura

"Allah Korkusu" açıldı

İstanbul, Hafriyat Karaköy’de benim de bir afiş tasarımım ile katıldığım “Allah Korkusu” sergisi sivillerin ve kolluk güçlerinin büyük ilgisi ve yoğun bir katılımla açıldı.

Milliyet: “Allah Korkusu”na farklı bakışlar
H2: Şu Hafriyat’ın başına gelenler
Sabah’tan sonu tuhaf biten bir haber:
“Allah Korkusu” sergisi açılmadan korkuttu
Bianet: Allah Korkusu başladı, vaziyet berkemal…

Kemalizm bir ibadet biçimidir (Murat Belge’den)/Hakan Akçura/2007/Afiş (70×100 cm.)

Reinfeldt's answer to my open inquiry and invitation

From: registrator@primeminister.ministry.se
Date: 09.Nov.2007 12:03
Subject: Ang. Open inquiry and invitation to Mr. Fredrik Reinfeldt and Mr. Recep Tayyip Erdogan SB2007/7000
To: hakan akcura hakcura@gmail.com
Dear Mr. Akcura,
Thank you for your email to Prime Minister Fredrik Reinfeldt. I am responding on his behalf.

I wish to thank you for the information you present in your email, in which you describe the ventures of the Voyager Interstellar Mission.

The Prime Minister has no viewpoints on the specifics of the mission’s endeavors. Unfortunately, I must also inform that the Prime Minister does not have an opportunity to make recordings on the topic. However, I would like to thank you very much for your invitation.

Sincerely,

Markus Nordström
The Correspondence Department Prime Minister’s Office

My open inquiry and invitation to Mr. Fredrik Reinfeldt and Mr. Recep Tayyip Erdogan: Even though it is 30 years late, maybe…?


Daha açılmayan sergi Allah Korkusu'na Vakit'li saldırı

Vakit gazetesi, benim de katılacağım 10 Kasım 2007 tarihinde açılacak olan “Allah Korkusu” konulu afiş sergisini alenen hedef olarak gösterdi.

Vakit’te çıkan haber ve Hafriyat’ın basın açıklaması aşağıda yeralıyor:


Hafriyat’ın basın açıklaması

Hafriyat Karaköy, 10 Kasım tarihinde “Allah Korkusu” konulu afiş sergisini açıyor. 05 Kasım tarihli Vakit gazetesinde ise henüz açılmamış olan sergiyle ilgili olarak “Küstah Sergi” başlıklı bir haber yayımlandı. Vakit, yazısında “sanat adı altında, sövgü kültürü inşa ediliyor” iddiasında bulunuyor, “…sergi şimdiden halkın tepkisini çekti” diye yazıyor, ayrıca “…sergide, Allah korkusunun olumlu değil olumsuz yönleri gösterilmeye çalışılacak” diye ekliyor. El insaf, daha afişleri görmeden nereden bildiler.

Bu serginin amacı sövgü veya maneviyat dünyasına sataşmak değil; Allah korkusu kavramından hareketle, her türlü iktidarın “korku”yu kullanma şekillerini araştırmak. Sergi metninde belirtildiği gibi, “Artık ayırmamızı bekliyorlar: Müslümanı Hıristiyandan, ateisti sofudan, gizliyi açıktan. (…) Atatürkçüyü İslamcıdan, konu Cumhuriyetse birinciciyi ikinciciden, Batıcıyı Doğucudan ayır dur. Ayırmayıp arayana, şüphe duyana tahammül yok, ama şüphenin engellenmesinden beteri birinci elden bir tecrübenin önüne konulan kalıplar, isimler, sınıflandırmalar, kişinin kendini tanımasının önüne çıkan dur bakalım işaretleri.”

Vakit gazetesindeki yazının amacının sergiyi açılmadan baskı altına almak ve hedef göstermek olduğu ortada. Korku ve tehdit politikası yaratarak tartışma kabul etmeyen bir ayrımcılığa kapı aralayan bu önyargılı, gerçekten uzak ve birilerine Hafriyat Karaköy’ü hedef gösterme amaçlı haberdeki yargılar asılsız ve yalandır. Bu kışkırtıcı haberle nasıl bir hava oluşturulmak istendiğinin örneklerini daha önce gördük.

Herkesi açılışa bekliyoruz.

Hafriyat Karaköy
Açılış: 10 Kasım Cumartesi, saat 18:00

Serginin Facebook linki

Hafriyat Karaköy Sergi Koordinatörü Deniz Erbaş, Hürriyet’e yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Vakit Gazetesi’nde yeni sergimiz için bu haber çıktı ama daha katılacak olan eserler bile ortaya çıkmış değil, elimizde sadece bir kaç eser var. Biz 60’a yakın katılım bekliyoruz. Yani kimse serginin içeriğini görmüş değil. Daha önce de 57 sanatçının katılımıyla bir Alternatif Seçim Afişleri Sergisi düzenlemiştik. Bu sergide siyasi grupları rahatsız edebilecek afişler vardı ama tehdit ya da tenkit almadık. Bu sergiyle ilgili de bize ulaşan bir tepki yok. Tekzip için yasal yola başvurduk.”

Sergi için sanatçılara yapılan çağrı metninde “Allah Korkusu” kavramına dört değişik yönden bakılabileceği belirtiliyor:

“1. Bireysel olarak, vicdanın sesi anlamında Allah korkusu. Yani ilk anlamıyla, inanç sistemi içinde kulun Yaradan’dan korkusu.

2. Toplumsal olarak, hızla muhafazakárlaşan, İslamileşen ve daha milliyetçi bir köşeye sıkışan Türkiye’de Allah korkusu. Aysbergin yüzeye çıkan popüler kısmı “Mahalle Baskısı”.

3. Allah korkusu üzerine Atatürksüzlük korkusu. Kabe / Anıtkabir, Müslümanlık / Laiklik, Hz. Muhammed / Atatürk (Kesinlikle yanlış olan bu eşleşmeler, yanlış karşıt önermeler, toplumdaki kutuplaşmayı doğru gösteriyor olabilir. Serginin açılış tarihinin de 10 Kasım olduğu düşünüldüğünde her anlamıyla Atatürk’ün ölümü toplumun bir kesimi için trajik bir korku daha yaratıyor. Allah korkusu üzerine Atatürksüzlük korkusu…)

4. Küçülen dünya ve global ekonomi içinde Allah korkusu. Yerkürede zenginlik ile akıl, fakirlik ile korku birbirine sıkı sıkıya bağlı. Geleceği akıl’la kuranlar. Geleceği korku’yla kuranlar. Zengin ülkelerin bu dünya halinden ne tür çıkarları var?”

Artiklar om "Jag, min husses hund" på City och Aftonbladet

2007.10.26
Hundar ifrågasätter det invanda

När Lars Vilks tecknade Muhammed som rondell-hund blev det en våldsam debatt. Nu har Tegen 2 gjort en utställning om fördomar och hierarkier med hunden som utgångspunkt.

-Vi invandrare är Sveriges hundar, säger Dror Feiler.

När City träffar fyra av de fem konstnärerna som deltar i utställningen “Jag, min husses hund” drar de genast i väg på associationsturer runt hunden.

-När invandrareviftar på svansen och spelar basket eller boxas är alla glada, men inte när de bits, säger Dror Feiler lite tillspetsat.

Skäller på fördomar

-Men till skillnad från dig är jag en snäll hund, säger Dmitri plax, som har gjort ett dataverk där man kan skriva in sina fördomar och bli både utskälld och förlåten.

Arbetet också konst

– Min bästa vän när jag jobbar är en hund, berättar Hakan Akcura, som har gjort sitt brödfödejobb som tidningsutdelare till en del av sitt konstprojekt.

I efterdyningarna av debatten om Lars Vilks tecknong “Profeten Muhammed som rondell-hund” föddes idén att sätta hunden i centrum – men utan att avbilda den-

Talande djur

Till ljudet av hundskall rullar en text ur Orhan Pamuks “Jag är röd” där hunden själv får komma till tals.
Han tycker bland annat synd om sina franska artfränder som inte får visa sina kroppar, utan tvingas bära små kappor.

Hundkött på bordet

Mitt emot står ett bord dukat och en koreansk neonskrift lockar med prima hundkött. Konstnären Carl Mikael von Hausswolff (vars namn lämpligt nog betyder husvarg) vill ifrågasätta invanda dogmer.

-Olika kulturer tycker att olika saker är konstiga att äta. Nu är pressen från väst så hård att koreanerna skäms över att äta vissa saker, säger han.

Har du själv ätit hund?

-Kanske… Jag har ätit mångasaker. Jag tycker att man ska respektera människors olika val, så länge de inte har ihjäl andra människor.

Lina Wennersten
City


2007.11.02

Med hunden ner i träsket

Varför fick just en hund uppgiften att vara i rondellen? Mest banalt: för att det var en hund Stina Opitz gjorde, den som blev saboterad och sedan ersatt med något av ”samma sort”, alltså en rondellhund. Men det spekuleras också i att det var för att folk ville ha tillbaka gatukorsningen och därför satte dit en annan ”gatukorsning”, en blandrashund.

Både hundheten och blandraseriet betyder något vardagligt, något som är nära hem. Hundens hundlikhet är också vår, och de blandraser som skapats är en spark i häcken på ett avelssystem och rastänkande som blivit alltmer otidsenligt.

Rondellhund kom att bli den tidiga höstens jobbigaste ord. Det var lite ironiskt att just den, vars förhistoria var radikalt folklig, blev en islamofobisk och rasistisk symbol. När Tegen 2 nu visar Jag, min husses hund dras hundens betydelser ut åt ännu fler håll. Carl Michael von Hausswolff visar en liten koreansk hundätartradition, Dmitri Plax förenar lyckligt hundens skällande med vårt eget och med fördomsfullheten medan Dror Feiler lånar Orhan Pamuks hund i Mitt namn är röd och låter texten flöda. Om Muhammeds aversion mot hundar – eller snarare kärlek till katter – om kafékulturen, smutsen och renligheten.

Ja, kanske är vi alla husses hundar, lydiga medlöpare. Eller kloka, tama, sociala. Något som Hakan Akcura problematiserar i sin dubbla performance där han först försöker göra något eget i en hårt mallad värld – vara en personlig tidningsutdelare i Jakobsberg vilket ger honom sparken – och sedan funderar på varför.

Det är roligt att Tegen 2 ger sig ner i ett tematiskt kulturellt träsk som detta. Frågor om samhällssystem, religion, yttrandefrihet – visst, här är de. Och han med rondellhundsteckningen, han är demonstrativt frånvarande.

Ulrika Stahre
Aftonbladet