Oda TV'ye yolladığım "yorum"


Oda TV’de bugün yayınlanan ve aşağıda alıntıladığım haber-yoruma yazdığım, sayfada yayınlanıp yayınlanmayacağını hiç bilemediğim [ek: yolladıktan birkaç saat sonra yayınlanan] yorumumdur:

Ben, haber-yorumunuzda ismini vermeden bahsedip, ne iyi ki medyanın genellikle yapageldiğinin tersine linkini de vererek varlığını duyurduğunuz “Gerçekler Bilinsin Yeter” (Üç ayrı kimliğiyle Abdülkadir Aygan’ın ya da Türkiye’nin karanlık 22 yılının portresi) isimli videoyu yapan sanatçı, Hakan Akçura’yım.

Ama ne yazık ki, yazdığınız gibi Rıdvan Akar’ın röportajının bir ilk olmadığının doğru olması, yazılan bu haber-yorumun tümüyle doğru bilgileri içerdiğini kabul etmemi beraberinde getirmiyor. Şöyle ki:

“Aygan açıklamalarında JİTEM adına pek çok cinayet işlediğini anlattı. En bilineni Musa Anter cinayeti idi,” diye yazmışsınız. Oysa, Aygan her zaman ve benle konuşup Musa Anter cinayetinin karanlı yüzünü açıklarken, bu cinayeti ‘kimin işlediğini’ hep açıklamıştır. Bu durum ve hatta cinayetin tanığı Orhan Miroğlu’nun onu doğrulayan açıklamaları, yıllar önce Hürriyet gazetesinin yapmış olduğu kolaycılığa düşmekten sizi alıkoymamışa ve onu ‘Musa Anter’in katili’ kılabilmenize engel olmamış.

“Özgür Gündem kendisini hayati tehlike nedeniyle İsviçre’ye kaçırdı,” cümleniz de hatalı. Aygan’ın kaçırıldığı yer İsviçre değil İsveç’tir ve ‘neden kaçtığı ya da kaçırıldığına’ dair açıklamaları hakkınca okur ya da izlerseniz bu kadar kolaylıkla özetlenebilecek bir karakter taşımıyor.

Aygan’ın nasıl bir insan olduğuna dair kullandığınız sıfatlara gelince, bu konuda bir şey yazmak bana düşmez; o, size kendini tanımlayabilecek -ya da hiç bu yazılanları umursamayabilecek- bir yetişkin. Keşke her JİTEM katili ya da PKK gerillası onun kadar cesur olsa dedirtecek kadar da özgül bir insan bence.

Gelelim yazınızın beni asıl doğrudan ilgilendiren kısmına:

Haber-yorumunuzda, Ergenekon kapsamında Temizöz tutuklamasının ardından Taraf’dan Star’a, Samanyolu’dan Zaman’a kadar birçok basın kuruluşunun Aygan’la görüşmesinin tabiri caizse “işin ayağa düşmesi”nin ardından “internet üzerinden dahi Abdulkadir Aygan röportajı yayınlanmaya başladı” diye yazıyor ve blog sitemin linkini veriyorsunuz.

Öncelikle, zaten en azından 3.5 saatlik videomu internet üzerinden şimdiye kadar izleyen en az 17000 kişi biliyor ki, ben “Gerçekler Bilinsin Yeter”i 2008 yılının haziran ayında yayınladım. Yani yazıda aktardığınız tüm bu gelişmelerden önce… Yayınladığımsa bunca yılık sanatçı kimliğimle bir sanat işi, “özel bir biçimde” yansıtmaya çalıştığım bir Abdülkadir Aygan portresiydi; sadece bir röportaj değil!. Onun aktarımlarını içeren ilk türkçe “akan görüntü” idi. Hakkını yemeyeyim, Türkiye medyası da gerek o görüntüleri, gerekse filmin ve blog sitemin içerdiği fotografları tepe tepe ve bir kez bile benim ya da videonun ismini vermeden yayınladı, yayınlıyor.

Derdim, birilerinden önce ya da sonra olmaklıkta hiçbir zaman olmadı; ilk basın bültenimde benden önceki yayınlardan o yüzden uzun uzun bahsettim zaten. Ben Aygan’la yapılan her görüşmeye değer veririm. Onun verdiği bilgileri sadece “güncel mi, değil mi?” diye tartışan ya da kendi tasarrufunu ancak “ilk kez” yapılan bir tasarruf olarak sunduğunda anlamı olduğunu sanan dargörüşlü medya pazar mantığı benim çok uzağımdadır.

Bildiğim ise şudur: Aygan’ın itirafları ve açıklamalarının içerdiği ve en az 22 yılımızı karartan suçların tümünün hesabı sorulmadıkça ülkemiz hakkettiğince özgür ve adaletli bir ülke asla olamayacaktır. Videomun bu ne yazık ki hala süren güncel niteliği ise onun bu cuma gününden başlayarak bir ay boyunca İstanbul’da BM Suma Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde sürecek 17 sanatçılı “Pis Hikaye” isimli sergimizde ilk kez halka açık gösterime sokmamın nedeni… Beklerim! Bildiğinizi sandığınız her şeyin doğrusunu ve bilmediklerinizi öğrenmeniz için!

Saygıyla…

Hakan Akçura”

Sözkonusu haber-yorum (içeriği olduğu gibidir):

RIDVAN AKAR! BU RÖPORTAJIN NERESİ İLK

CNN TÜRK’te 2 haftadır Rıdvan Akar’ın Abdulkadir Aygan ile röportajının jeneriği yayınlanıyor. Jenerikte bu röportajın çok özel bir röportaj olduğunun ve bir ilk olduğunun altı çiziliyor.

Peki, gerçekten öyle mi?

Önce PKK’ya katılarak Türk Ordusu’na karşı savaşan, ardından yakalanınca itirafçı olarak JİTEM adına PKK’ya karşı savaşan son olarak da JİTEM itirafçısı olan Aygan ile röportaj Akar’ın sunduğu gibi çok özel bir röportaj mı?

İsterseniz biraz daha derine inip konuya ayrıntılı olarak bakalım…

Abdulkadir Aygan,1977–1980 arası PKK’da faaliyet yürüttü. 1980’de 1,5 yıllığına hapise girdi. Ardından askere alındı. Ancak askerden kaçıp PKK’ya tekrar katıldı. 1985’te PKK’dan kaçıp itirafçı oldu. 1990 yılına kadar cezaevinde kaldı. Çıkınca kendi ifadesi ile JİTEM’e katıldı. Aygan açıklamalarında JİTEM adına pek çok cinayet işlediğini anlattı. En bilineni Musa Anter cinayeti idi.

Aygan daha sonra sivil memur olarak Burdur’a atandı. Ardından 2004 yılında Özgür Gündem Gazetesi’ne ilk itiraflarında bulundu. Özgür Gündem kendisini hayati tehlike nedeniyle İsviçre’ye kaçırdı. Özgür Gündem Gazetesi PKK’ya yakın bir gazeteydi. Aygan bu gazeteye işlediğini iddia ettiği cinayetleri anlattı. Ardından Aygan’ın anlattıkları Aram Yayınevi tarafından kitaplaştırıldı.

Gündem’in bu haberleri nedeniyle gazete toplatıldı. Gazeteciler yargılandı. Ancak bu olayı o zaman merkez medyada gazetecilik yapan kimse görmedi. Çünkü haber riskli idi. Konu edenin başına dert açabilirdi. Bu nedenle itiraflarda bulunan Abdulkadir Aygan, İsviçre sokaklarında hem PKK’nın hem de İsviçre’de yaşayan Türkler’in tepkisi nedeniyle yalnız kaldı.

Ancak Aygan’ın yalnızlıktan kurtulması, Ergenekon tutuklamaları ve Diyarbakır’da Albay Temizöz’ün faili meçhuller nedeniyle yargılanması sayesinde oldu. Artık konu üzerine haber yapmak, yazı yazmak risksizdi. Aygan bir anda medya yıldızı oldu. Taraf’tan Star’a, Samanyolu’dan Zaman’a kadar herkes arka arkaya Aygan’ın röportajını yayınlamaya başladı. Hatta Aygan ile röportaj o kadar kolaylaştı ki internet üzerinden dahi Abdulkadir Aygan röportajı yayınlanmaya başladı (http://open-flux.blogspot.com/)

Ve röportajların neredeyse tamamında “ilk defa”, “çok özel” gibi ifadeler birbirini kovalıyordu. Özgür Gündem’in yazdığı bir yana aslında hiçbirisi ne ilkti ne de çok özeldi. Abdulkadir Aygan, artık her soruya cevap veren, herkese konuşan ve konuştuğu televizyonun, gazetenin kimliğine bürünen zavallı bir adamı oynuyordu.

Şimdi tüm bunlardan sonra CNN Turk’ten Rıdvan Akar, Abdulkadir Aygan ile yaptığı “çok özel” röportajının “bir ilk” olduğunu söylüyor.

Aygan röportajlarının artık internet üzerinden yapıldığı koşullarda bu röportajın bir ilk olduğuna kim inanır?

Ya da Kandil’den gelen PKK üyelerinin sınırda büyük gösterilerle karşılandığı ve kısa sürede serbest bırakıldığı, kısacası Türkiye’de artık bir dönemin bittiğini haber veren bu görüntülerden sonra Akar’ın eski bir PKK itirafçısı ile görüşmesinin “çok özel” olduğuna kim inanır?

Sadece Kadir İnanır…

Barış Terkoğlu

Odatv.com

Basın Bülteni: "Gerçekler Bilinsin Yeter"in Türkiye'deki ilk halka açık gösterimi bir ay sürecek.

Selamlar,

Önümüzdeki cuma günü saat 18:00’de BM Suma Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılacak olan ve ben dahil 17 sanatçının katıldığı “Pis Hikaye” ortak sergisi, 2008 yılının Haziran ayında internet üzerinden yayınlamaya başladığım ve şimdiye kadar en az 17000 kişinin izlediği, ne yazık ki hala güncelliğini ve önemini yitirmeyen “Gerçekler bilinsin yeter”‘in (Üç ayrı kimliğiyle Abdülkadir Aygan’ın ya da Türkiye’nin karanlık 22 yılının portresi) Türkiye’deki ilk halka açık gösterimi de olacak.

İlk basın bültenimden bu yana geçen yaklaşık bir buçuk yıl içinde, bu 3.5 saatlik kayıtta sorularıma Abdülkadir Aygan’ın verdiği cevaplar, yaptığı sıradışı açıklamalar birçok kez Türkiye medyasının öncelikli konusu oldu. Bu videonun açtığı yolda birçok gazete ve tv kanalı Aygan’la buluştu ve Türkiye’nin o karanlık 22 yılına dair yeni bilgilere ulaşmaya çalıştı. Bu açıklamaların yolgöstericiliğinde açılan ölüm kuyuları, tartışılan cinayetler, anlaşılmaya ve gerçek konumuna oturtulmaya çalışılan kimlik ve örgütlenmeler JİTEM Davası’ndan ETÖ Davası’na kadar birçok hukuksal sürecin parçası haline geldi.

Tüm bu adımların atılmasındaki payı düşünüldüğünde medyanın, bu videonun tanıtımı ve duyurusu konusunda bugüne kadar çok istekli ve namuslu davrandığını söyleyemeyeceğim. Bunun kimilerince anlaşılır nedenleri olduğu kadar, kimilerince de artık sürdürülmek istenmeyen bir suskunluk olduğuna ilişkin umudumla sizi bir kez daha bilgilendirmek istedim:

Herbirimizin eminim pürdikkat yaşantıladığı ve bence olağanüstü öneme sahip gelişmelerin ardı ardına aktığı, bu daha aydınlık bir geleceğe dair umut dolu günlerde, Ceylan’ın öldürülmesinin ardından yaptığım şahmeran tasvirimle ve diğer sanatçı arkadaşlarımın hepsi birbirinden önemli ve etkileyici işleriyle birlikte yapılacak “Gerçekler Bilinsin Yeter”in Türkiye’deki ilk halka açık gösterimine ve “Pis Hikaye”mize hepiniz davetlisiniz. Umarım sizler de okurlarınız ve izleyenlerinizi ben ve bizim adımıza davet edersiniz.

Saygılar,

Ek linkler:

Freude, Tränen, Wut, Liebe – Emotionen


Internationales Kunstprojekt in der Bergstadt uraufgeführt mit Initiative von proArt und Galerie Bananapark

Von
Andrea Luderer-Ostner
Passauer Neue Presse
19.10.2009

Landau. Große menschliche Gefühle aus dem Alltag, dem Unterbewusstsein, dem zwischenmenschlichen Miteinander gepaart mit Freude, Tränen, Wut, Liebe und vielem mehr. Diese Gefühlsschwankungen, die oft tief in der menschlichen Seele verwurzelt sind, haben internationale Künstler zum Ausdruck gebracht und in Videokurzfilmen verfasst.

Erstmals in Deutschland zu sehen

„Human Emotions“ heißt das Film- und Videoprojekt, das erstmals in Deutschland aufgezeigt wurde. In der Galerie Bananapark in der Straubinger Straße, organisiert durch den Landauer Kunst- und Kulturverein proArt, fand diese Uraufführung am Samstagnachmittag statt.
„Die südafrikanischen Künstlerin Alison Williams war die Initiatorin für dieses internationale Projekt. Sie sammelte 200 Videos“, ließ Jana Riabowa wissen und suchte selber als Leiterin der Galerie Bananapark und Kuratorin diese Kunstprojekts in Deutschland die 15 Kurzfilme aus, die gezeigt wurden.

Für die einzelnen Länder werden Kuratoren ausgewählt, die selbst bestimmen können, welche Anzahl von Filmen in ihrem Land gezeigt wird. Die Konzentration der Zuschauer spielt bei der einstündigen Vorführung eine große Rolle. Jeder Zuschauer empfinde die Filme anders, die zum Nachdenken anregen und viele mit einem offenen Ende anspornen die Gedankengänge weiterzuspinnen. So dauert ein gepfiffenes Zwiegespräch von Behjat Omer aus Kurdistan mit dem Titel „Whistle conversation“, gerade mal zwei Minuten und lässt den Zuschauer einerseits schmunzeln und andererseits nachdenken, wie die Geschichte wohl weitergeht.

Bisher wurden Filme aus dem „Human Emotions“-Projekt in Dänemark, Portugal, Spanien, Georgien, China, Australien und Irland gezeigt und am Samstag erstmals in Deutschland. „Das Projekt ist im Frühjahr unter der Federführung von Initiatorin Alison William gestartet“, erklärten Jana Riabowa und Till Bollwage. Nach den Kriterien von Qualität und Dauer der Filme suchte Jana Riabowa alleine diese 15 Filme aus insgesamt sieben DVDs aus. „Notizen habe ich gemacht und die Filme mindestes dreimal angeschaut“, berichtet sie und erklärt die einzelnen Darstellungen. Der kürzeste Film dauert nur dreißig Sekunden, der längste Beitrag 11:22 Minuten. Auch Initiatorin Alison Williams ist mir ihrem drei Minuten dauernden Kurzfilm vertreten. Eine Großaufnahme von ihrem Gesicht zeigt, wie sich Menschen mit Gedanken selber zum Weinen bringen können. Auf den ersten Blick ist das Gesicht verzweifelt und traurig nach und nach werden die Gesichtszüge verschwommener, die Hände kommen ins Spiel und vor die Augen. Zum Vorschein kommen Tränen die über die Wangen laufen, Mundwinkel die sich verzerren und letztendlich bewegt sich die Darstellerin aus dem Filmausschnitt – als Flucht vor sich selber, vor der Kamera oder vor den Gefühlen, diese Betrachtung sei dem Zuschauer selber überlassen.

Schmerzloser Kampf der Geschlechter

Bei dem Beitrag von Osvaldo Cibils aus Uruguay mit dem Titel „After big bang before big crunch“, ist anfangs eine leere weiße Zweisitzer-Couch zu sehen. Zwei schwarz gekleidete Personen, Mann und Frau, geben sich auf dem Sofa einem schmerzlosen Kampf mit Körperverdrehungen und Windungen, einmal als kleinen Ringkampf, dann wieder beim Geschlechtsakt, hin. Krasses Gegenteil dazu ist eine Beobachtungskamera in einem Ausländerviertel in der Türkei. Der Künstler Hakan Akcura hat eine Kamera einfach nur aufgestellt und die vorbeigehenden Jugendlichen bemerken zufällig die Kamera, albern vorerst etwas zögerlich herum, doch mehr und mehr werden sie mutiger, lassen ihren Gefühlen freien Lauf und „wagen“ sich ganz nach vorne zu einer Nahaufnahme.

Catharsis (Recording one) – 2008 May – 05:26 – Hakan Akçura

Der Betrachter ist bei jedem Beitrag angehalten, sich mit Gefühlen, schönen und traurigen, auseinander zu setzen und das ein oder andere wiederzuerkennen. Die Filme: Glenn Church, USA („Fragility“), Anders Weberg, Schweden („Dejacted“), Cristina Valenca Limera, Spanien („Fear“), Bill Millett, England („The Book“), Behjat Omer, Kurdistan/England („Whistle conversation”), Hakan Akcura, Türkei/Schweden (“Catharsis”), Osvaldo Cibils, Uruguay („After big bang before big crunch“), Alison Williams, Südafrika („Art of tears“), Jenny Vogel, USA („Die Wüste“), Richard Jochum, USA („Mama“), Vienne Chan, Kanada/Hong Kong („The magic flute“), Sue Pam-Grant, Südafrika („Self portrait”), Dave Swensen, USA (“Until death part us”), Masha Yozefpolsky, Irsrael („Deep freeze”), Simone Stoll, Deutschland („Missing you”)

Pis Hikaye: Söz çoğaltmak, müdahil olmak, özgürlük alanını genişletmek için…

18 (17*) sanatçının ortak sergisi “Pis Hikaye”, 23 Ekim cuma günü saat 18.00’de BM Suma’da açılıyor.

18 (17*) sanatçının örgütlediği “Pis Hikaye” sergisi 23 Ekim – 25 Kasım 2009 tarihleri arasında BM Suma’da olacak.
Pis Hikaye, münferit vakalardan kadim acılara, yakın tarihimizin izdüşümlerinden gazete sayfalarında birbiri ardınca akıp giden gündelik haberlere kadar içinden geçmekten bir türlü kurtulamadığımız hassas iklimlerin kimi görünür, kimi gizli izdüşümlerini ele alan işlerden oluşuyor. Abdülkadir Aygan, Şaban Çelen (Kız Şaban), Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Necdet Adalı, Kenan Evren gibi ya aklımızdan hiç çıkmayan ya da hayal meyal hatırlanan isimler, toplumsal şiddet, nefret ve ayrımcılık kültürü, demokrasi, barış ve eşitlik ülkülerinin içinden çıkamadığı açmazlar, toplumsal hafıza(sızlık), gerçeklik algısı (manipülasyonu) ve farkındalık (yitimi) kafa yorulan konular.

Yaşama hakkının gasp edilmesini, ölümler, toplumun ruhuna işleyen şiddet, tahammülsüzlük ve ayrımcılık, artık mahkemelerde ve medyada dillendirilir olan ideolojik ya da mafyatik suç örgütleri, hatta devletin kendisiyle açıklanmak yerine birer münferit vakaya, rakama, istatistiksel girdiye indirgenen, faillerin kayırıldığı, toplum gözünde temize çıkarıldığı ya da görünmez kılındığı baskın bir atmosferden beslenen bir sergi bu. Bu atmosferin bireyleri nasıl insanlar, toplum ve dünyayı nasıl bir yer haline getirdiğine sanatçıların kimisi hemen yanı başımızda ve bugün görünür olan üzerinden, kimisi kadim olgulardan, kimisi de öznel duygulanımlardan hareketle yaklaşıyor.
Serginin bir diğer boyutu ise oluşturulma ve örgütlenme biçimi. Mahmut Koyuncu ve Yahya Madra’nın metinlerinin eşlik ettiği sergide, tüm bu meselelere kafa yoran 18 (17*) sanatçı “Pis Hikaye”lerimizle nasıl başa çıkacağımıza dair önerilerini kolektif bir yaklaşımla bir araya getiriyor. Bu eylem sergi, tüm açmaz, çıkmaz ve eleştirilere rağmen, sanat ortamı/piyasası/endüstrisi içerisinde kendi sözünü çoğaltmanın, siyasi ve kamusal alana sanat yoluyla müdahil olmanın, özgürlük alanını genişletmenin yordamını araştıran/işaret eden bir araya gelme pratiklerine dair de bir önerme içeriyor. Bir yandan hem toplum ve dünya düzeniyle hesaplaşırken, bir yandan da yaygın ve baskın “sanat” ve “sanatçı” tanımlarını sorguluyor. Sistemle nasıl uzlaşırız yerine birbirimizle nasıl uzlaşırız sorusunu soruyor.

Yeşim Ağaoğlu, Hakan Akçura, Evrensel Belgin, Neriman Polat, Murat Morova, Fulya Çetin, Nalan Yırtmaç, Canan Beykal, İlhan Sayın, Hakan Gürsoytrak, Erdağ Aksel, Murat Başol, Burak Karacan, Aktif Kolektif, Çağrı Saray, Vahit Tuna (*), Extramücadele ve Serpil Odabaşı’nın resim, fotoğraf, şablon, yerleştirme, yazı, heykel ve video gibi farklı tekniklerdeki bireysel ve kolektif çalışmalarından oluşan “Pis Hikaye”, 25 Kasım’a kadar BMSuma’da.


Deniz Erbaş, 2009


(*) Not: Vahit Tuna, bu basın bülteni yayınlandıktan dört gün sonra “işinin sergiye yetişemeyeceği ve sırf sergiye katılmak için başka bir yapıt vermek de aklına yatmadığı” gerekçesiyle sergiden çekildi. Dolayısıyla ilk basın bülteninde 18 olarak açıklanan sanatçı sayısı 17’ye düştü.

BM Suma Çağdaş Sanat Merkezi
Voyvoda Caddesi, Yanıkkapı Sokak
No:3 Kat:2 Karaköy
Tel: 0212 3615861



Sergiye iki işimle katılıyorum.


İlki “Gerçekler bilinsin yeter” (Üç ayrı kimliğiyle Abdülkadir Aygan’ın ya da Türkiye’nin karanlık 22 yılının portresi).


2008 yılının haziran ayında internet üzerinden yaygınlaştırdığım 3.5 saatlik videom. Şimdiye kadar internet üzerinden en az 17 bin kişinin izlediği, birçok kapalı kahvehane ve anfi gösterimi için kopyasını her isteyene yolladığım, hakkında sadece daha en başlarda Tempo dergisinde bir röportajın ve daha sonra Radikal 2’de Ahmet İnsel ve Sezgin Tanrıkulu imzalı bence çok önemli bir makalenin yayınlandığı ama öte yandan bu bir buçuk yıl boyunca videonun içerdiği akan görüntülerin ve fotografların, yasa ve ahlak dışı bir biçimde ATV’den Kanal D’ye, Samanyolu TV’den internetin onlarca haber sitesine kadar medyada, isim vermeden, çoğunda kendi üretimleriymişçesine kullanılmasından geri durulmadığı videom.









Televizyon kanallarının yasa ve ahlak dışı yayınlarından iki örnek


Hakkında yazılacak olası bir haber için Taraf gazetesiyle, videonun tamamının kanalda gösterilmesi ihtimali için Hayat TV ile aylarca yazıştığım, her iki süreçte de onların büyük bir istekle başlattığı bu yazışmaların bir gün “aslında biz Aygan’a ulaşmak istiyoruz, bunu sağlar mısın?” (Taraf), “Yönetim videoyu kesip biçmeden yayınlamak istemedi” (Hayat TV) türü cümlelerle kesildiği videom.


Yayınlandığı linkin ve hakkında yayınladığım ilk basın bültenimin içeriğinin bir buçuk yıl boyunca hiç aksatılmadan her gün en az iki kere Doğan medya kuruluşlarınca ziyaret edildiği ama yukarda sözünü ettiğim İnsel-Tanrıkulu makalesi dışında hakkında tek satır haberin yapılmadığı videom.


Açıkçası çok merak ediyorum, görünüşte içeriğini yaygınlaştırmayı en istemesi gereken kuruluşların bile varlığını görmezlikten geldiği “Gerçekler bilinsin yeter”in bu ilk halka açık gösterimini Türkiye medyasında kim, nasıl duyuracak ya da duyuran olacak mı?


Sergilenecek ikinci işim ise “Şahmeran: Ceylan’dan bize kalan” . Ceylan ve adalet için yapılan her eylemde, kimin elinde havaya kaldırıldığını görsem sevindiğim şahmeran tasvirim.


Birbirinden özel işleriyle yanımda yeralacak tüm arkadaşlarımla birlikte hepinizi 23 Ekim’de BM Suma Çağdaş Sanat Merkezi’nde açılacak “Pis Hikaye”mize bekliyoruz.